Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

Konforlu otobüsler, ikramlar, koltuk arkasındaki filmler… Hiç biri, İstanbul seyahatlerimin dönüşünde yorgunluğumu alan şeyler değildi. Tek bir şey vardı; Sabuncubeli’nin o yılanı andıran virajlarında kıvranırken, Çiçekli sapağından sonraki tepede birdenbire beliren ışıklar… Güzel İzmir’in titrek ışıkları… Körfezin boynunda gerdanlık gibi parıldayan bu ışıklar, tarifi imkânsız bir huzur verirdi bana. Topçu kışlasına varmadan körfezin kokusu gelir, bedenimi gevşetirdi. İzmir’e ulaşmak, sevgiliye kavuşmak gibi bir şeydi.

 

Bundan on yıl önce ayda bir yaptığım Sabuncubeli tırmanışlarını, şimdi haftada iki kez yapıyorum. İşim gereği Salı ve Cuma günleri Manisa’dayım. PartTime da olsa yorucu geçiyor bu mesailer. Dönerken de hep İstanbul seyahatlerim geliyor aklıma. Huzursuzca kedigözlerini sayıyor, dört gözle İzmir’in ışıklarını bekliyorum.

 

Uzun bir gündü. Şirketin servis aracıyla durağa bıraktılar beni. Eski garaj karşısındaki üstgeçidin ayağında, bir elimde el, diğerinde bilgisayar çantasıyla otobüs beklemeye başladım. Benzinliğin berisindeki durak ağzına kadar yolcu dolu. Binemem kaygısıyla durağa yanaştım biraz. Üç beş dakika sonra otobüs geldi. Bagajım olmadığı için kendimi hemen içeri attım. Cam kenarında boş bir koltuk bulup yerleştim. Bir keresinde üstteki rafa koyduğum çanta, virajda başıma düştüğü için, dizüstü bilgisayarımın çantasını rafa koymadım. Bereket versin ki, düşen çantada bir iki kitap ve defterden başka bir şey yoktu. Bilgisayarı yanımdaki boş koltuğa, el çantasını da kucağıma yerleştirdim.

 

Bir sonraki durakta tombulca bir bayan bindi ön kapıdan. Yaşça benden biraz büyüktü. Geriye doğru ilerledi ve oturduğum koltuğun yanına gelince dikilmeye başladı. Göz ucuyla baktım, yan koltuğa koyduğum çantayı işaret ettiğini gördüm. Özür dileyerek çantayı aldım ve oturmasına müsaade ettim. Oldukça geniş olan kalçalarını koltuğa sığdırma konusunda uzunca bir zaman mücadele etti. Onu rahatsız etmemek için neredeyse cama yapıştım. Birkaç yerleşme ve yerleştirme hareketinden sonra vücudunu saldı. O yayılınca ben toparlandım, vücudumdaki tüm kemikler birbirine geçti. Çantasından çıkardığı gazeteyi tam boy açıp okumaya başladı. Gazetenin bir sayfası koridora, diğeri ise burnuma kadar uzandı. Bol hışırtılı seslerle sayfaları çevirmeye, haberleri üstünkörü okumaya başladı. Açtığı her yeni sayfada gazete yaprakları suratımı yalıyor, beni tedirgin ediyordu. Sadece okuduğu gazete değil üzerine sürdüğü koku da bunaltıcıydı. Parfümü sıkmamış sanki onunla banyo yapmış gibiydi. Okumayı bitirince gazeteyi yine gürültülü bir şekilde katlayıp önündeki fileye sıkıştırdı. Çantasını açtı, kocaman bir paket cips çıkardı. Yemeğe başlamadan önce paketi bana uzattı. Sahte bir gülümsemeyle teklifini reddettim. Sadece cipsle kalacağını düşündüğüm yemek faslı açılan kutu kolayla tam bir ziyafete dönüştü. Avuç avuç cips yiyor arkasından da kana kana kola içiyordu. Dilerim o katlanır servis tablasına koyduğu kola, virajlarda benim için ciddi bir tehlike oluşturmaz.

 

Otobüs sert bir frenle Sabuncubeli rampalarından önceki son durağa yanaştı. Kalabalık bir grup otobüse akın etti. Yolcular koridorda oturak seçme faaliyetlerini sürdürürken, muavin hızla yan koltuğumuzda tek başına oturan adamın başına geldi. Önümüzde oturan adamı işaret etti ve “Beyefendi rica etsem şu beyin yanına geçer misiniz?”. Adam okumakta olduğu kitabın arasına işaret parmağını koyarak kapattı, gözlüğünün üzerinden yumuşak bir bakış atarak “Neden?” diye sordu. Muavin mekanik bir sesle “Bayan var da…” dedi. Adam sakinliğini bozmadan konuşmasına devam etti “Eeee ne var bunda?”. Muavinin aldığı sıra dışı bu tepki karşısında eli ayağı birbirine dolaştı. Çünkü o ana kadar böyle bir istekte bulunduğu hiç kimse, ona itiraz etme cesaretinde bulunmamıştı. Muhatabı o daha lafını bitirmeden pılısını pırtısını toplayıp onun gösterdiği yere geçiverirdi. Bu kez farklı bir tepkiyle karşılaşmış olmanın şaşkınlığıyla “Bayan yanı” diye kekeledi muavin. Adam istifini bozmadan “Yani?” deyip sorgulayan bir bakış attı. Muavin “Siz beyefendinin yanına geçerseniz bayanı da oraya oturtacağım” diyerek ısrarını sürdürdü. Tavrından ve giyim kuşamından sıradan biri olmadığını düşündüğüm orta yaşlı adam “Buraya otursun.” diye muavinin hiç beklemediği bir teklifte bulundu. Muavin ile yolcu arasında gitgide tırmanan bu inatlaşma diğer yolcuların da dikkatini çekmeye başladı. İnsanlar dönerek bu sohbete tanık olmaya çalıştılar. Kalkış için talimat almayan şoför de direksiyonun başından kalkıp bizim tarafa bakmaya başladı. Muavin sesini yükseltti ve “Beyefendi bayanların bayan yanına, erkeklerin erkek yanına oturmasını istiyoruz.” dedi. Karşısındaki yine sakin ve yumuşak ses tonuyla “Beni bir erkeğin yanına oturtmanız, müesseseniz için daha büyük bir ahlaki sorun yaratabilir.” dedi adam. Muavin adamın söylediklerinden bir şey anlamamıştı, tercüman arar gibi sağına soluna bakındı. Yolcu “Ben gayim.” diyerek muavine öldürücü darbeyi vurdu. Muavin afallamıştı. Artık ne söyleyeceğini, nasıl davranacağını bilmiyordu. Nutku tutulmuştu. Adam hızını kesmeden “Ayrıca, yan yana oturttuğunuz bayanların cinsel tercihleri konusunda bilginiz var mı peki?” diyerek devam etti. Muavin tam anlamıyla dumura uğramıştı.

 

Adamın tavrının plastik bir tepki olduğunu düşünerek “Ben bayana yer verebilirim.” dedim ve yerimden doğruldum. “Bayan buraya otursun ben beyin yanına otururum” diye devam ettim. Tartışmayı uzatma niyetinde olmayan muavin ve yanındaki bayan bu teklifime sıcak baktılar. Yoldaşımın yolu açması hayli zamanını aldı. Koridora çıkınca, dudağının kenarına yapışan cips parçalarını düşürmeden bana gülümsedi. Ben de teşekkür edip gülümsedim.

 

Herkes yerli yerine oturunca otobüs hareket etti. Köprünün altından keskin bir u dönüşle ana yola çıktı. Yanına oturduğum yolcu benim bir şey söylememi beklemeden “Gay falan değilim. Tedirgin olmayın.” diyerek durumu izah etme gereği duydu. “Tepkinizin ironik olduğunu tahmin ettim zaten.” diye karşılık verdim.

“Bir farkındalık yaratmak için böyle yaptım. Yoksa kimsenin cinsel tercihiyle bir sorunum yok. Benim kızdığım namus bekçiliğine soyunan işgüzarlar.”

“Haklısınız ama adet olmuş işte.”

“Adet falan değil. Aklı fikri uçkurunda olan insanların, ‘kişi kendinden bilir işi’ mantığıyla türettikleri eylemler bunlar. Bir erkek bu kadar insanın olduğu bir otobüste yanına oturan bayana ne yapabilir ki?”

“Size katılıyorum.”

“Kızdığım şey şu; otobüse biniyorsun. Boş bulduğun bir koltuğa oturuyorsun. Sonra sizin kim olduğunuzu, ne iş yaptığınızı, nasıl bir kültürel birikime sahip olduğunuzu bilmeyen bir adam gelip başınıza dikiliyor. O kadar insanın içinde sapık muamelesi yapıyor size. ‘Sen tehlikeli bir adamsın ve yanına oturacak kadına çok kötü şeyler yapabilirsin’ diyerek seni kaldırıp başka bir koltuğa oturtuyor. Böyle bir aşağılama olabilir mi?”

Adamın söylediklerinin haklılığı konusunda diyecek hiçbir şeyim yoktu ama yanına oturana rahatsızlık verecek insanların da olmadığını söylemek yanlış olurdu. Aklımdan geçenlerin yanıtını o verdi “Ama sorunlu insanlar da yok değil tabi. Kardeşim oturursun birinin yanına. Baktın adam seni rahatsız ediyor. Çağırırsın muavini ‘Bu adam beni rahatsız ediyor. Benim yerimi değiştir” dersin. Böylece rahatsızlık vereni de afişe ederek en iyi şekilde cezalandırmış olursun. Bu kadar basit.”

 

Muavinin davranışından ne kadar rahatsız olduğu her halinden belliydi. Daha doğrusu tanımadan bilmeden, herhangi birinin kendisine yaptığı bu muamele onu yaralamıştı. Düşüncelerine katıldığımı belirttim. Sohbetimiz ilerledikçe onu daha yakından tanıma fırsatı buldum. Evliydi ve üç tane çocuğu vardı. İTÜ’den mezun bir makine mühendisiydi. Mesleği üzerine iki tane kitap yazmıştı. İşi gereği neredeyse dünyanın yarısını gezmişti. Oldukça birikimli, entelektüel bir insandı. Sohbetimiz kesilince yarım bıraktığı kitabına geri döndü. Dünya klasiklerinden bir kitabın İngilizce baskısını okuyordu.

 

Çiçekli rampasını aşınca İzmir’in ışıkları vurdu yüzüme.