Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

Niçin bu kadar hızlı akıyor? Bu telaş niye? Kanım, bedenimi terk etmek için neden bu kadar aceleci? Sıcak bir kurşundu, içimi yaktı. Sanırım yedi altmış beş… Onu görmedim ama havayı bölerek gelişini hissettim. Sessizce sırtımdan içeri girdi.  Başımda dikilen bu kadın ne kadar güzel. Gözleri İrina’nınkilere benziyor. Şaşırdığı için mi bu kadar iri? Kim yaptı bunu? Yan masada oturan gözlüklü? Hani şu gazeteyi içine gömülerek okuyan adam… O muydu? Bilmiyorum. Kesin susturucu vardı namlunun ucunda. Elimi tutan yaşlı adam, ne kadar telaşlı. Korku tüm bedenini sarmış, avazı çıktığı kadar bağırıyor. “Sakin ol” diyeceğim ama dermanım yok. Susadım. Dilim damağım kurudu. Vücudumdaki bütün su çekildi sanki. Asfaltın üstüne kadife bir örtü gibi yayılıyor kanım. Kıpkırmızı… Güneşin altında ne kadar güzel görünüyor. Işıl ışıl… Gömleğimi çıkarmaya çalışan bu genç adam da kim? Sanki onu tanıyorum. Kirli sakal, kulakta küpe, kollar döğme dolu. Şimdiki gençlerin hepsi aynı. Bu en sevdiğim gömlekti. İrina’nın hediyesi. Korkunç bir uğultu var. Her kafadan bir ses çıkıyor. Bir yığın insan, nefes alamıyorum. Çekilin be! Alt tarafı bir kurşun yedim. Sırtım üşüyor. Asfalt ne kadar soğuk. Kaçta geldim bilmiyorum? Sanıyorum on bir falandı. En uçtaki masaya oturup bir kahve söyledim. Karşımda bankanın ana kapısı vardı. Ne çok korna sesi var. Arabaların hepsi durup beni mi seyrediyor? Bir adam vurulmuş, başına bir kamyon insan toplanmış. Haksız da değiller hani. Kim olsa merak eder. Geldiğimde yan masada güzel bir kadın oturuyordu. Bu, o kadın mı? Hayır değil, o daha güzeldi. Uzun sarı saçları vardı. Yanında bir de köpek. Sanırım gezdirmek için çıkardı, yorulunca da kafeye oturdu. Şimdi nerede acaba? Ben yere yuvarlanınca kaçıp gitmiştir büyük ihtimal. Köpek masaya bağlıydı, onu da aldı mı ki? Tıpkı benim suikast silahım gibi… Minicik bir şeydi. Ezilip gitmesin bu kalabalıkta. Kahvemi yudumlarken notebooku açtım. Bir bilgisayar, bir de küçük bir robot. Hepsi bu. Yüzük kutusu içinde tutuşturdular elime. Bildiğin arı… Eskiden daha kolaydı. Envai çeşit silahım vardı. İlk altı patlarla başladım bu işe. Git vur dediler vurdum. Ne elim titredi, ne yüreğim. Çınar gibi adam arabanın arka koltuğuna gömülürken, ben karanlık sokaklara akıp gittim. Bir tomar parayı, kese kâğıdının içinde tutuşturdular elime. Sonrası malum… Hep vurdum, hep paramı aldım. Baba sen misin? Bu kalın enseli adam, babama ne kadar benziyor. Elleri babamınki gibi kocaman. İlk o kütükleri kesip taşırken gördüm babamın ellerini. Bir çalışırken, bir de beni döverken ne kadar büyük olduklarını fark ettim. Oysa bazı akşamlar, masada bir şişe votkayı mideye indirip yemeğin sonunda başımı okşarken, o kadar büyük görünmezdi gözüme. Nasırlıydı… Soğuktan parça parça olmuştu. Ama parmakları saçlarımın arasında dolaşırken, sıcak ve yumuşaktı. Kirov’lu Sergey. Bu adam ona ne kadar benziyor. Onun gibi çirkin. Onun gibi kaba. Gözleri bulutlu bir gökyüzü gibi. Siren sesi mi bu? Ambulans geldi mi yoksa? Tam zamanında. Sancılarım ellerime yürüyor çünkü. Demek böyle oluyormuş. Vurduğum onca insan benim gibi mi hissetti acaba ölümün bu soğuk yüzünü. Ah İrina… Asfalt buz gibi. Burada çaresizce uzanıp yatmak yerine, senin ılık tenine dokunmayı, kollarında uyumayı o kadar çok isterdim ki. Ama su testisi suyolunda kırılıyor. Seni bir daha görebilecek miyim acaba? Biliyorum, çok erken geldim. Ama o küçük zımbırtı, Colt’tan ya da bir Browning’ten daha güvenli gelmedi çünkü bana. Minik bir robot… Bir arı… Yarı otomatik bir silahın yerini tutar mı hiç? Bu teknolojinin gözü kör olsun. Bizi ne hallere soktu. Arıyı uçur, hedefi soktur. Sonra notebooku katlayıp çantaya koyarsın ve çekip gidersin. Bu mudur yani? İşte ilk yardım ekibi de geldi. İki adam, bir kadın. Çok canım yanıyor. Lütfen yavaş koyun sedyeye. Ne kadar gaddar görünsem de, mermiyi yiyince yıkılıyor insan. Bütün etlerim parça parça. Lütfen biraz daha yavaş. Küçücük bir robot yapmışlar. Bildiğin arı. Gözleri, kanatları, iğnesi var. Tıpatıp eşek arısı. Notebooku açıp joysticki bağlıyorsun ve arıyı uçuruyorsun. Gözlerinin olduğu yerde geniş açılı kamerası, zehir yerine de siyanür doldurmuşlar. Hedefin ensesine kondurup iğneyi sokturdun mu, işlem tamam. Ağrılı bir ölüm bekler zavallıyı. Konsol oyunu gibi bir şey. İşi bitirince, arı da patlayıp yok ediyor kendini. Ne bir iz kalıyor geriye, ne de ufacık bir delil. Temiz iş. Motorun üstüne bir güvercin kondu. Hiçbir şeyden haberi yok. İstifini bozmadan sağa sola bakıyor. İnsanlarla iç içe yaşayınca alışmış tabi kalabalığa. İki adam sedyeyi kaldırdı, ambulansa taşıyorlar. Sokaktaki bir yığın insan ardımdan bakıyor. Acıyorlar, belli. Beni tanısalar, ne vicdansız biri olduğumu bilseler bu kadar acırlar mı? Ben olsam acımam. Hiç acımadım bu güne kadar. O soğuk kış günü, acımayı kalbimin derinliklerine gömdüm. Ucundan kan damlayan baltasıyla karşıladı beni, çirkin suratlı Sergey. Kapı aralığından annemi gördüm. Yerde yatıyordu ve sarı saçları kızıla boyanmıştı. Gözleri açıktı. Bana bakıyordu. Arkama bakmadan kaçtım. Akşamına deliğe tıkmışlar Sergey’i. Annemin bedeninde elliden fazla balta kesiği varmış. Teyzem anlattı. Birkaç ay onda kaldım. Sarhoş eniştemin tekmelerinden bıkınca, on dördümde sokaklarda buldum kendimi. Ambulans çok hızlı gidiyor. “Yetiştirirsek, kurtarırız” diye düşünüyorlar herhalde. Hiç sanmıyorum. Ben bu işi biliyorsam eğer, bu mermi götürür beni. Kalbimin hemen yanına saplandı. İhtimal birkaç damarı parçalamıştır. Onca kan boşuna akmadı. Hemşireye minnet borcum var, çok çabaladı tampon için. Ama tampon bir işe yaramaz, o kan içime akmaya devam ediyor. Elleri ne kadar sıcak. Gitgide soğuyan bedenime umut veriyor. Adı ne acaba? Mutlaka çok güzel bir ismi vardır. Veronika olabilir mesela. Ya da belki Carmen. Bir zamanlar Romen bir sevgilim vardı. Monica… Romanya’ya her geldiğimde mutlaka uğrardım ona. Küçük bir kızı vardı. Onu annesine gönderip bana harika ziyafetler hazırlardı. Bu lakalar deli ediyor beni. Zıpladıkça içimdeki mermi daha da derine saplanıyor sanki. Biraz yavaş gidin. Kurtulma ihtimalim yok, hiç değilse son zamanlarımı huzur içinde geçireyim. O kahrolası İvan yaktı başımı. Yetimhaneden alıp Moskova’ya götürdü, orada bir çeteye sattı beni. On beşimde kodese düştüm. Dağıtıcılıktan… Yirmi yaşına geldiğimde azılı bir tetikçi oldum. Çetelesini tutmadım ama temizlediğim adamların sayısı yüzü bulmuştur. Fakat bu kahrolası arı, avcıyken av durumuna düşürdü beni. Temiz işmiş, yerin dibine batsın. Robotla, bilgisayarla olur mu bu işler? Silahını seçersin, hedefini izlersin, punduna getirince sıkarsın ensesine. Asıl temiz iz bu. Neden sesler azaldı? Neden kimse konuşmuyor? Ambulansın sireni? Onu niye duyamıyorum artık? Carmen’in elleri nerede? Neden azalıyor bu kahrolası ışıklar? Karanlık… Hiç sevmem karanlığı. Nereye gitti her şey? Gözlerim… Gözlerim de kapanıyor. Tanrım… Bu karanlık… Karanlık. Kara…