Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

Nefis bir manzara. Biz gelmeden yaklaşık bin yıl önce patlamış, büyük bir süpernovanın havai fişek gösterisini andıran kalıntıları… Akşam eve gelip bu manzaranın karşısında kahve içebilmek için, dünyanın kirasını ödüyorum. Aslında orta halli bir tayanın fiyatı yaklaşık on bin rebel civarında ama onu böyle bir manzara karşısında konumlandırmanın bedeli yıllık beş bin rebeli buluyor. Bu manzaranın hatırına tayamın oturma odasını bile boydan boya camla kaplattım. Bence Sipriyus’un en güzel manzarası burada.

 

Yarın, önemli bir gün. Oldukça riskli bir işe kalkışıyorum. Hayatım baştan aşağı değişecek. Belki bir hayatım bile olmayabilir bundan sonra. O kahrolası küçük kara deliğin içinde eriyip gidebilirim. Olsun. Her şeye rağmen bunu istiyorum. Onu bir kez daha görüp kokusunu hissedebilmek için bunu göze alacağım.

 

Tam üç yıl geçti, o melun kazanın üzerinden. Maden sondajı için Raktiyus’a gidiyorlardı. Yolculuğun ortasında, yaklaşık on metre çapında serseri bir göktaşı, radarlardan gizlenerek korkunç bir hızla uzay aracına çarptı. Koca gemi, kum gibi uzaya dağıldı. Melani dâhil otuz üç araştırmacı, uzayın karanlık boşluğuna savruldu. Bu kaza bütün Sipriyus’u ayağa kaldırdı. Teknolojik olarak bu denli gelişmiş bir aracın kaza yapmasını kimse kabul edemedi. İlk başlarda bunun bir sabotaj olduğunu ve yetmiş iki sene savaştığımız Mezina’lıların komplosu olduğunu düşündüler. Ancak yapılan onca araştırmaya rağmen dişe dokunur bir kanıt bulunamadı. Nedeni ne olursa olsun, bu kaza beni en büyük aşkımdan kopardı.

 

Yarın Tila’ya gideceğim. Elimde kapı gibi zaman saptırma iznim var. Bu izni alabilmek için tam bir hafta deli gibi koşturdum. Koloni Başkanı ve Konsey’in ortak kararıyla verildiği için, bu izni almak çok kolay değil. Önce kapsamlı bir dosya hazırlayıp ön büroya teslim ediyorsun. Ön büro müfettişleri dosyayı inceliyor ve senin hakkında derinlemesine bir araştırma yapıyor. Talebin uygun görülürse, mülakata çağrılıyorsun. Mülakat Koloni Başkanlığı’nın üçüncü kademe idare merkezinde, Elit Komiteyle yapılıyor. Mülakatın sonunda komite zaman saptırmasının gerekli olduğu kanaatine varırsa dosyanı başkanlığa iletiyor. Başkan ve Konsey’den oluşan en üst kademe, talebi değerlendirip son kararı veriyor. Bu iş aslında ötenazi izni vermek gibi bir şey… Çünkü zaman saptırması riskli bir işlem ve operasyon esnasında kişinin hayatını kaybetme olasılığı oldukça yüksek.

 

Zaman saptırma merkezi, Sipriyus’un uydusu Tila’da inşa edilen oldukça büyük bir hadron çarpıştırıcısı. Bu merkezde atomik parçalar, uydunun çevresinde hızlandırılarak ışık hızında çarpıştırılıyor ve çarpışma sonunda ortaya çıkan yüksek enerjiyle küçük bir karadelik oluşuyor. Zaman saptırması uygulanacak kişi, bu karadeliğe sokuluyor ve solucan deliği yardımıyla geçmiş bir zamana gönderiliyor. Hesaplamalar çok hassas ve karmaşık olmasına rağmen, hedef zamanın doğru tespiti ve karadeliğe itilen bedenin bütünlüğünün sağlanması, kimi zaman mümkün olmuyor. Umarım yarın bir aksilik çıkmaz ve Melani’yle kavuşurum.

 

Melani’yi kaybettikten sonra, onun boşluğunu dolduracak bir sevgili aramakla geçirdim günlerimi. Bulduğum her kadında, ona özel, onu hatırlatan şeyler aradım. Ama olmadı. Hep bir şeyler eksik kaldı. Ona hasretimi dindirecek bir aşk bulamadım. Aslında şimdi pek çok şey eskisinden çok daha kolay. Hafıza sildirmek mesela… Diyelim geçmişinde derin yaralar açan kötü bir hatıran var. Bir hafıza sildirme birimine gidiyorsun, beş dakika sonra o hatıra hiç yaşanmamış oluyor. Denedim, onu da denedim. Hem de defalarca. Onunla yaşadıklarım benliğimin o kadar derine işlemiş ki, onlarca seans hiçbir işe yaramadı. Ram tüpünde gözlerimi kapatır kapatmaz ilk gördüğüm siluet onunki.

 

Bir yılın sonunda iki maaşı yatırıp iyi bir marka sanal aşk makinesi aldım. Cihazı manzara odasının bir köşesine kurdum. Işıklı bir kaskı var. Her akşam iş dönüşü duş bile almadan, kendimi koltuğa atıp kaskı kafama geçirdim. Bir saat boyunca bir yıllık aşk dolu düşler gördüm. En ince detayına kadar kalıcı izler bırakan düşlerdi bunlar. Yıldızlar arası seyahatler, krater göllerinde yemekler, şehvet dolu uzun geceler… Her defasında başka bir sevgili seçtim kendime. Birinde sarışın uzun saçlarıyla alımlı İva’yı, diğerinde esmer güzeli vahşi Savire’yi. Onlarca güzel kadını teker teker işledim beynimin kıvrımlarına. Ama onu silemedim. En derinlerde hep Melani kaldı.    

 

Şimdi ram tüpüne girme zamanı. Üç saatlik bir seans beni yarına hazırlar. O kadar rahat olmasına rağmen bu ram tüpüne alışamadım bir türlü. Bedenimi dinlendiriyor ve ihtiyacı olan besin takviyelerini yüklüyor ama onun içinde kendimi huzursuz hissediyorum. Ellerim, kollarım bağlı ve savunmasız bir şekilde kendimden geçtiğimde, kötü bir şey olacağı hissine kapılıyorum. Bu korkumu yıllardır yenemedim. Uzmanlar günde iki defa bu tüpe girmezsek bedenimizin zayıflayacağını ve hastalanacağımızı söylüyorlar.  Hastalansam ne olur ki? Bir Nasirin attım mı, on dakika sonra ayaktayım. Kapsülün içindeki nano robotlar, saniyeler içinde bedenimdeki bütün zararlı virüsleri toplayıp beni eski sağlığıma kavuştururlar.

 

Aslında bu ram tüpünün içinde beni rahatsız eden şey; gördüğüm kâbuslar.  Her seansta Melani’yi kaybettiğim o güne geri dönüyorum. Hologramıyla sohbet ederken birden görüntüsü dağılıyor. Elimi uzatıyorum, parmaklarımın arasından dökülüyor yüzü. Sonra uzayın karanlık boşluğunda sürüklenirken buluyorum kendimi. Yalnız ve çaresiz. Az ötede uzay kıyafetleri içinde Melani’yi görüyorum. Ona ulaşmak için çabalıyorum ama nafile. Gitgide uzaklaşıyor benden. Onu yakalamak için uzattığım ellerim boş kalıyor. Sonra bir kara deliğin olay ufkuna yaklaşıyorum. Kaçmaya çalışıyorum, olmuyor. Hızla dönmeye başlıyorum çevresinde. Dönüyorum, dönüyorum, dönüyorum. Sonra… Sonra daha koyu bir karanlık yutuyor beni. Gözlerimi açıyor, iyice açmak için zorluyorum. Ama karanlığı göremiyorum. Başım ağrıyor, göz kapaklarım sızlıyor.

 

Ram tüpünün içindeyim. Otomatik kelepçeler kapandı, kıpırdamak mümkün değil. Üç saat buradayım. O kahrolası iğneler batmaya başladı. Sakin ol Brain. Başım dönüyor. Gözlerim kararıyor.

Beş saatlik yorucu bir seyahatin sonunda Tila’ya ulaştık. Kaptan yumuşak bir iniş yaptı. Benim gibi saptırma yapacak onlarca insan var geminin içinde. Mesela yanındaki yaşlı adam… Uzun süre sohbet ettik. Servetini kaybetmesine neden olan bir anlaşma imzalamış. Şimdi o anlaşmayı iptal etmek için gelmiş buraya. Bir başkası, sakat kaldığı kazanın öncesine gitmek istiyor. Bunun gibi bir yığın insan. Hepsinin de bir hikâyesi var.

 

Bizi bekleme salonuna aldılar. Görevliler evraklarımızı kontrol etti. Elimize birer numara tutuşturup, oturttular. Sıramızın gelmesini bekliyoruz. Yanan her numarada yanımda oturanlardan biri yerinden kalkıp giriş kapısını yöneliyor. Bir refakatçi eşliğinde onu içeri alıyorlar. İçeri girdikten yaklaşık on beş dakika sonra salonu aydınlatan bir patlama oluyor. Aynı görevli bir başkasını almak için tekrar yanımıza geliyor.

 

İşte 8433 yandı. Bu benim numaram. Kabul masalarına doğru yürüdüm. Numaramı alıp refakatçiyi yanıma verdiler. Onunla beraber büyük kapıdan geçtik. O önde ben arkada uzun bir koridoru yürüdük. Koridorun sonunda başka bir kapı çıktı karşımıza. Refakatçi şifreyi girdi, kapı açıldı. Refakatçi kapıda bekleyen görevliye beni ve evraklarımı teslim edip geri döndü. Görevli, kumanda masalarının önünden geçip beni büyük bir denizaltını andıran çelik bir kürenin içine soktu. Kürenin içinde iki tünel arasına yerleştirilmiş bir koltuğa oturdum. Görevli başıma bir kask geçirdi. Koltuğun arkasından çıkan kabloların ucundaki propları vücudumun çeşitli yerlerine tutturdu. Kıpırdamam gerektiğini söyleyip dışarı çıktı ve kürenin çelik kapısını kapattı.

 

Birkaç dakika sessizce bekledim. Sonra uğultuyu andıran sesler duymaya başladım. İlk başlarda kesik kesik ve zayıf gelen bu sesler, giderek arttı ve frekansı yükseldi. Gürültü yaklaşık beş dakika sonra dayanılmaz bir hal aldı. Kulak zarımı patlatacak seviyeye ulaşınca, koltuğun önünde, tünellerin kesiştiği yerde büyük bir patlama oldu. Gözlerimi açtığımda burnumun ucunda pırlanta bir yüzüğü andıran parlak bir şekil gördüm. Dönerek bana yaklaşan, ortası simsiyah, çevresi ışıl ışıl bir daire…  Korkudan elim ayağım kesildi. Beni koltuğa bağlayan kelepçelerden kurtulmaya çalıştıysam da başaramadım. O parlak şey yaklaştı. Yaklaştı… Tanrım… Bu Melina’nın gözleri…

Kodum XSX28T45. Pinim WQTS13DRDS. Yirmi sekizinci kademe bir enerji objesiyim. Dördüncü boyuttaki sevgi temalı “Brain” görevimi tamamladım. Bu dört boyut evreninde tamamladığım sonuncu görev. “Brain” isimli bedenle kurduğum spiritüal bağlantı zaman saptırması işleminde koptu. Alt boyuttaki zekâlar bu bağlantıya RUH diyor. Artık beşinci boyut evrendeki görevlerime başlayabilirim. On dokuzuncu boyuttan sonra Yaratıcı ile tanışacağım.