01 / 01
Kaldığınız yerden devam ediliyor...

DAĞ BAŞINI ROMAN ALMIŞ

DAĞ BAŞINI ROMAN ALMIŞ
Ay mı daha tehlikeli, 9/8'lik ritim mi daha çekici? Dağın başında mahsur kalmak hiç bu kadar neşeli ve tehlikeli olmamıştı! Bir grup Roman vatandaşı mangal keyfi için dağa çıkar ama "içince yolu şaşıran" rehber yüzünden ormanın derinliklerinde sap gibi kalırlar. Karanlık çöküp vahşi bir ayı kükreyince; korkudan eski defterler açılır, pavyon sırları dökülür, kocalar sorguya çekilir ve eşler birbirine girer. Tam "Ayı bizi ham yapacak!" derken, 9/8'lik mastika sesiyle ormanın kralını bile göbek attıran bir mucize gerçekleşir! Cumhur Ay’ın kaleminden dökülen bu oyunda; ayıdan değil, karısının dilinden korkanların, ölümle dans ederken bile ritim tutanların kahkaha dolu hikayesini izleyeceksiniz. Uyarı: Bu oyunda ayı oynamaz, oynatır!

Bir kamp alanı. Mahsur kalan bir grup roman vatandaş. Ortada bir ateş ve çevresine toplanmış insanlar.

 

Kamil: Ramiz, senin yapçaan işe sıçayım. Avcumun içi gibi bilirim dedin, getirdin bizi buraya. Gecenin bir vakti sap gibi kaldık ortada. Naapçaz şimdi?

Ramiz: Ne bu kadar sıkıntı yaparsın be. Buluruz bi yolunu.

Kamil: Nah buluruz. Kaldık şebelek gibi dağın başında.

Ramiz: Yapmadık mı muhabbetimizi? Rakımızı içip atmadık mı göbeciğimizi?

Kamil: Attık atmasına da, şimdi de maymun gibi ayıldık korkudan. Er an bi kaplan atlıcak gibi gelir üstüme.

Ramiz: Ne kaplanı be, kaplan ne arasın burda?

Naciye: Ramiz senin aklına uyanın, aklına tüküreyim. Çocukları da anacığıma bıraktım… Naaparlar şimdi iç bilmem.

Sultan: Benimkiler de sokaktaydı ep. İnşallah girmişlerdir içeri.

Bayram: Ben anlamam aga. Çıkçam şimdi kenardan kenardan gitçem ben.

Ramiz: Nereye gitçen be?  On metre gitmeden bi ayı kapar seni. Em bu ayılar benzemez bizim ayılara. Kemiklerini kırar.

Güllü: Kamil kaldı mı sucuktan biraz be. Yarım ekmek arasını yapsana bana. Midem kıyıldı.

Kamil: Biz dağın başında kaldık diyoz bizim karı ekmek arası sucuk istiyo.

Güllü: Tansiyonum düştü be. Başım dönüyo açlıktan.

Kamil: Güllü. Tek başına bir kuzunun arka bacağını yedin, doymadın mı beya?

Necati: Üsnüyle Nesibe nereye kayboldu? Bi şey gelmesin başlarına.

Dilber: Gelmez bi şey rahat ol. Yeni evli onlar balayındalar şimdi, elleme. Koklaşacak bi köşe bulmuşlardır kendilerine.

Necati: Bu karanlıkta köşe mi arar insan. Ben uylandım. Aracam onları. (Yerinden kalkar, sahnenin sağına doğru gider. Bağırarak) Üsnüüüü Nesibeee nerdesiniz be?

Dilber: Yaa bıraksana çocukları, ne raatsız edersin. Gel otur buraya. Nasıl döncez Keşan’a onu bakalım biz şimdi.

Kamil: Nasıl döncez… Dönemecez, sabah kadar oturcaz burda. Ulan Ramiz ne çorap ördün başımıza.

Ramiz: Ben ne yaptım beya? Mangal yapçaz dediniz. Aldım getirdim sizi mangal yapmaa. Az içip erken kalksaydınız, aydınlıkken, paşa paşa giderdik evcaazımıza. Ama sünger gibi götürdünüz üç büyüğü. Şimdi de naapçaz biz naapçaz. Naapçaz? oturcaz beklicez.

Sultan: Oturalım oturmasına da, üşümee başladım ben.

Ramiz: Sultan hanım gece programına çıkar gibi geyinmeseydin üşümezdin. Mangala gitmiyoz sanki düğüne gidiyoz. Çektin abiyeleri üstüne, şimdi de dersin üşürüm ben. Üşürsün tabi. Beter ol.

Sultan: Bayram, çal bakalım bi 9/8’lik. Göbek atarsak ısınır biraz.

Necati: Sultan, tebrik ederim sana. Gecenin bi yarısı dağın başında masur kaldık. Sen göbek atalım dersin.

Sultan: Üşürüm be Necati, ısınmak için. Yoksa canım sıkılır istemem oynamak.

Ramiz: Nasıl istemezsin be? Evde bütün gün göbek atmaktan yemek yapmayı unutursun. Çocuklar açlıktan kuru ekmek kemirir sen belinde tülbent “para bizde” oynarsın.

Sultan: Ha iyi akıl ettin. Bayram çal bakalım “para bizde”yi

Bayram: (Ramiz’e) Çalarım o zaman.

Ramiz: Çal çal. Oynamazsa kudurur şimdi.

Naciye: Benim de hiç oynayasım yok ama. (Şarkı çalar, Naciye herkesten önce oynamaya başlar.)

 

Tüm kadro oynarken, bir ayı sesi duyulur. Korkuyla birbirlerine sokulurlar.

 

Bayram: (Şarkıyı kapatır.) Şimdi şıçtık. Uyandırdık ayıyı.

 

Hüsnü ile Nesibe üstünü toplayarak hızlıca soldan gelirler.

 

Hüsnü: Neydi o beya? Ayı mı baardı öle?

Necati: Ayı baardı tabi. Nerdesiniz siz bir saattir?

Nesibe: Nerde olcaz beya? Üsnüyle kekik toplardık orda.

Necati: Kekik toplardınız öyle mi? Nerde topladığınız kekikler?

Hüsnü: Bulamadık iç beya.

Dilber: Rahat bıraksana çocukları, nerdelerse nerdeler.

Necati: Merak ettim be Dilber. Başlarına bi şey gelse ne derim ben Rüstem dayıya?

Bayram: Bırak şimdi Rüstem dayıyı, sağ salim geldiler işte. Ayı gelir üstümüze asıl ona ne dicez, onu düşün sen.

Necati: Yok mu kimsede bir alet falan koruyalım kendimizi?

Kamil: Bende ufak bi çakı var olur mu bunla?

Necati: Onla ayının tırnaklarını kesersin anca.

Naciye: Bir yığın odun topladıydık ama hepsini yaktık ateşte.

Bayram: Ayı gelirse üstümüze, ateşten bi kor alıp atarız üstüne.

Necati: Ayının sigarasını mı yakçan beya. Kor alıp atarmış üstüne. Ayı bu ne anlar kordan mordan.

Güllü: Bir arada durursak belki korkup kaçar bizden.

Kamil: Ulan 500 kiloluk ayı korkar mı bizden? Epimizi toplasan 500 kilo etmeyiz.

Necati: Naapçaz o zaman yatıp ayıya meze mi yapçaz kendimizi?

Ramiz: İçmeseydiniz epsini bi duble de ayıya ikram ederdik rakıdan.

Bayram: Ya bi konuşmayın be. Ses duymazsa çekip gider belki.

Naciye: Nah gider. Sese mi gelir sanırsın sen onu. Kokuya gelir o. 10 kilometre öteden alır kokumuzu. Ele senin kokunu grip olsa bile alır. 15 günde bir yıkanırsın çünkü.

Bayram: Yalan söyleme geçen afta yaptım ya. Hem de sen keseledin beni, atırlamaz mısın?

Naciye: Atırlarım atırlarım. Burnumun diree kırılmıştı seni yıkıcam derken.

Bayram: Bana söyleyene bak, sanki kendin mis gibi kokarsın.

Necati: Ya bırakın şimdi didişmeyi. Ayı geliyo naapçaz onu düşünün.

Kamil: Naapçaz? Geldi mi buyur etçez ateşin başına. Sonra sorcaz angimizden başlamak istersin yemeye?

Hüsnü: Nesibeyle beni en sona bıraksın. Belki bize gelene kadar doyar, yemez bizi.

Sultan: Tabi bizi yesin sizi bıraksın. Oh ne ala. Sizin canının can da bizimki patlıcan mı?

Nesibe: Öle deme be Sultan abla. Daa 3 ay oldu evleneli. Anlamadık bile daha ne olduğunu.

Sultan: Biz anladık da ne oldu? 10 senedir ömrümü yedi bu Ramiz denen bulaşık.

Ramiz: Naaptım ben sana be? Gül gibi geçinip durduk.

Sultan: Tabi tabi. Gülü sana denk geldiyse bilmem, dikenleri ep bana battı çünkü.

Ramiz: Nankörsün, yemedim yedirdim içmedim içirdim.

Sultan: Yemedin yedirdin, içmedin içirdin öle mi? Alkış sana. Burdaki erkes bilir senin ne mal olduğunu. Yememiş yedirmiş. Sen kimi kandırırsın be. Bütün gün 100 tane ayakkabı boyarsın. Eve gelene kadar da bütün meyhaneler uğrarsın. Para vermeye gelince metelik bırakmazsın eve. Sonra da dersin çocuklar kuru ekmek kemirir. Getirip dolaba bi tavuk mu koydun da yemek istersin benden?

Ramiz: Bütün gün kollarım kopar fırça sallamaktan, iki lokma bi şey yemeyim mi?

Sultan: Zıkkım ye. İki lokmaymış. Keşan’da bütün meyhaneler tanır seni be. Belediye başkanını sorsan bilmezler, ama seni epiciği tanır.

Kamil: Ayı gelcek bizi yemeğe siz Ramiz ne yedi onu konuşursunuz. Yapmayın beya.

Güllü: Sen aşağı kalırsın sanki Ramiz’den.

Kamil: Bana iç bulaşma uğraşamam şimdi senle.

Güllü: Tabi işine gelmedi mi uğraşamam senle. Ben uğraşıyom ya senle. Em senle, em de 4 tane kopilinle.

Kamil: Ha papazı bulduk şimdi. Ayı yetmedi Güllü hanımla uğraşçaz.

Güllü: Annem dediydi zaten “Evlenme şu Kaypak Kamil’le, iki yakan bir araya gelmez” diye.

Kamil: O buruşuk Dürdane mi dedi bunu?

Güllü: Annem akkında düzgün konuş. Ölmüş kadın akkında utanmaz mısın böle konuşmaa.

Kamil: Ne utancam be. İliğimi kemiği mi kuruttu, o senin Dürdane olacak cadaloz annen. Senin başlık paran için gül gibi faytonumu sattırdı bana. Em de atınla beraber. Ahhh güzel atım ahhh üç otuz para gitti anan yüzünden.

Güllü: Güzel atım dersin öle mi? Bilirim ben senin o güzel atını. Ayvanın açlıktan karnı sırtına yapışıktı be. Bi deri bi kemik dolaşırdı maallede. Kendin tıkınmaktan ayvana fırsat kalmazdı. Fukara açlıktan faytonu bile çekemezdi. Ondan görmedim senin faytonla turist gezdirdiğini.

Kamil: Çok gezdirdim, çok da kazandım ama anan ne var ne yok sildi süpürdü.

Güllü: Anam mı yedi senin kazandıklarını? Sen kendin yedin kumar masalarında be. Ne zaman görsem Orhan abinin kahvesinde iskambil oynardın. Gündüz kazanır, akşam kazınırdın.

Kamil: Yazıklar olsun. Kendimi paraladım ama yaranamadım sana.

Güllü: Kendini mi paraladın? Sen 3 gün balon satıp 5 gün evde yatan adamsın. Kazandıklarını da yalayıp yutan adamsın. Bana mı anlatırsın kendini?

Kamil: Gelsin ayı önce ben atçam kendimi ayının önüne. Atayım da kurtulayım bu karıdan.

Güllü: Atmazsan ben ittircem seni.

Necati: Güllü ayıp edersin, valla iyidir Kamil. Maallede ne yaramaz adamlar var.

Dilber: En başta da sen.

Necati: Ben mi? Ne yaramazlık yaptım be Dilber. Sen de ayıp edersin.

Dilber: Ayıp etmek bize düşmez Necati bey, ayıpları ep sen edersin.

Necati: Ben yapmam beya öle şeyler.

Ramiz: Yapmaz Necati.

Bayram: Necati yapmaz.

Dilber: Siz nerden bilirsiniz be ne yaptığını. Bütün maaleye rezil etti bu beni.

Sultan: Naaptı be Dilber merak ettim ben de?

Dilber: Neler yapmadı neler. Bakkal Kazım abinin kızı var ya Gülten…

Güllü: Sidikli Gülten?

Dilber: Ha işte o. İki de bir sorar bana yoğurt lazım mı, şeker lazım mı? Gidip alayım diye. Ben de ne lazımsa söylerim. Bi gider bizim adam yarım saat gelmez. Nerde kaldın derim. Sıra vardı der.

Sultan: Sıra mı? Kazım abinin markette mi? Ayol bütün gün 3 kişi girmez dükkana, ne sırası.

Dilber: Ben de öle bilirim. Neyse bir üç beş derken bizim Necati bir gün kan ter içinde geldi eve. Saklanır kömürlüğe. Nooldu Necati derim ses etmez. Bir baktım Kazım abi süpürgenin sapıyla dayandı kapıya. Nooldu be Kazım abi derim. Nerde o ahlaksız kocan diye baarıp durur. Sonra anladım bu benim Necati markette sıkıştırıp durmuş Gülten’i.

Güllü: Sidikli Gülten’i? Tü Allah müştakını versin Necati.

Necati: Yalan söyler be yok öle bi şey. Makarna istedim Gülten’den. Yukardaydı makarna, ben de yardım ettim almasına. Kazım abi yanlış anladı bizi.

Dilber: Adi ordan be. Yardım etmiş. Kimi kandırıyon sen? Ya Nilgün’e yaptıkların?

Necati: Nilgün mü?

Dilber: Nilgün tabi Özer’in kızı.

Naciye: Özer abin kızı Nilgün mü? Okul arkadaşım benim o.

Dilber: O Özer abin, oklavayı kırdı bu Necati’nin belinde. Pencereden kaçmaya çalışırken.

Bayram: Nasıl oldu o iş Necati? (Kıkırdar)

Dilber: Sen gene iç konuşma Bayram efendi. Düğüne gidiyoz diye nerelere gittiğinizi biliyorum ben.

Naciye: Bayram? Nereye gittiniz siz?

Bayram: Yok be Naciye bi yere gittiğimiz yok. Düğüne gittik ep. Necati keman çaldı, ben de darbuka.

Dilber: Kemancının şahidi zurnacı.

Bayram: Zurna çalmam ben beya darbuka çalarım.

Dilber: Bilirim nerde çalarsın o darbukayı. Düğüne gidiyoz diye pavyon pavyon dolaşırmışsınız geceleri.

Bayram: Kim söyledi be Dilber?

Naciye: Bayram yolarım ben seni.

Bayram: Sakin ol be Naciye iftira atarlar bize kıskanırlar bizi. Kesin Cavit söylemiştir, Klarnetçi Cavit. İç çaarmazlar onu düğüne. Ep bizi çaarırlar kıskanır fesat.

Dilber: Adi ordan bulaşık. Kaynım söyledi Bombay’da görmüş sizi. Yanınızda da birer tane atun varmış.

Naciye: Sen paraları pavyonda mı yiyosun boyu devrilesice (Bayrama saldırır)

 

Yakın plandan ayı sesi gelir, korkup toplaşırlar.

 

Hüsnü: Bak düştünüz kendi derdinize ayı geldi dibimize.

Kamil: Çok yakından geldi ses şimdi apı yuttuk.

Güllü: Yicek epimiz.

Bayram: Benim aklıma bi şey geldi.

Naciye: Ne geldi adı batasıca?

Bayram: Ayı tam dibimize gelince son ses çalayım bi mastika. Belki sesten ürküp kaçar gerisin geri.

Sultan: Ayı korkar mı be mastikadan?

Bayram: Belli mi olur be Sultan.

Ramiz: Çal bakalım o zaman korkmazsa kaçcaz ep beraber.

 

Ayı sahneye girer, Bayram şarkıyı çalar. Az bir beklemeden sonra ayı oynamaya başlar.

 

Bayram: Oynar bu ayı beya.

Güllü: Em de güzel oynar.

Kamil: Belli Keşan ayısı bu bilir bizim müzikleri.

Hüsnü: (Öne çıkar) Dur bakayım bu ayı… Bu ayı… Şeye benzer beya bizim kocaoğlana. Babamın ayısına benzer bu. (Ayıya) Adi bakalım koca oğlan hamamda karılar nasıl bayılır göster bakalım. (Ayı yerde yuvarlanır.) Tamam işte babamın ayısı bu. Kocaoğlan. (Gider ayıya sarılır.)

 

Sağdan Rüstem girer.  

 

Rüstem: Sonunda bulduk sizi beya.

Necati: Allaaa Rüstem dayı.

Rüstem: 2 saattir ararız sizi kocaoğlanla. Bulduk sonunda.

Güllü: Allama şükürler olsun kurtulduk.

Rüstem: Kazım’ın kamyoneti aldım. Dere tepe sizi ararım.

Naciye: Sarılayım sana Rüstem dayı Alla ne muradın varsa versin.

Rüstem: Adi uzatmayın atlayın kamyonete dönelim Keşan’a. Çocuklar ağlaşıp durur evde.

 

Bayram bir roman havası çalar, oynayarak çıkarlar.