Bir evin salonu. Altın günü. Önde büyükçe bir sehpa, yanında ve arkasında 7 adet sandalye. Sahnenin solunda bir sandalye ve önünde küçük bir sehpa.
Münevver hariç, herkes elindeki telefonları kurcalamaktadır. Münevver uyuklamaktadır.
Nurten: (Cep telefonunu yanında oturan Meral’e gösterir.) Bak, senin Cemile tatilde yine.
Meral: (İlgisiz) Olabilir. Ben takip etmiyorum onu.
Ayşe: Neden Meral abla, yamuk mu yaptı sana?
Meral: Geçen, sitedekilerle kahvaltıya gittik Kaynaklar’a. Facebook’ta resim paylaşmış, beni etiketlememiş. Ben de kızdım, arkadaşlarımdan çıkardım onu.
Vasfiye: Unutmuştur ayol. Etiketlemedi diye arkadaşını siler mi insan?
Meral: Öyle deme Vasfiye abla. Zaten hiç çekemiyordu beni, kıskanıyordu hep. Vesile oldu.
Vasfiye: Yapmayın kızım böyle şeyler. Komşu komşunun külüne muhtaçtır.
Meral: Ne külünü isterim onun ne de ateşini. Benden uzak dursun Allah’a yakın olsun.
Vasfiye: Söyleme öyle. Barışınca pişman olursun söylediklerine.
Meral: Hayatta olmam. Ben ömrümde onun kadar fesat bir insan görmedim. Bir daha da kesinlikle barışmam.
Zerrin: Bu sosyal medya iyi hoş da sosyal ilişkileri çok zedelemeye başladı artık. Bazen öğrencilerimin arasında bile küslükler oluyor, bu Instagram ve Facebook yüzünden.
Derya: Aynen valla. Eşler arasında aldatmalar da çok artmış. Görmüyor musunuz televizyondaki reality programlarını? Her gün en az iki üç kadın aldatıldı diye televizyona çıkıyor.
Ayşe: Bir gün sen de çıkmak istersen, Müge Anlı’ya çık. En geç bir haftada buluyor kayıp kocaları.
Derya: Ne demek o şimdi? Neyi ima ediyorsun Ayşe?
Ayşe: Yok bir şey ima etmiyorum, hani diyorum, evlerden ırak, öyle bir durum gelirse başına, Müge Anlı en iyisi.
Derya: Saçmalama, Arif’in beni aldatması için aptal olması lazım.
Ayşe: Di mi ya, güzellik desen tonla, cilve desen gırla.
Derya: Yalan mı? Benden güzelini bulursa bir dakika beklemesin.
Oğulcan: Anneeee. Şarjım bitiyoooo. Oyunun en heyecanlı yeri yaaa.
Derya: Tamam oğlum takarız şimdi şarja.
Oğulcan: Şarjı almadık ki. Almadık ki şarjı. Naapçam ben şimdi yaaa. Tam level atlıcaktım, canım gitçek şimdi.
Derya: Tamam oğlum ağlama, isteriz Serpil ablandan bir şarj.
Oğulcan: Yok ki onda, yok ki. Naapçam şimdi ben yaaa.
Vasfiye: Derya eşek kadar oldu bu oğlan, hala günlere getiriyorsun.
Derya: Ne yapayım Vasfiye abla? Evde bıraksam döndüğümde savaş alanı gibi buluyorum her yeri.
Vasfiye: İyi de kızım kadın kadına toplanıyoruz burada. Erkek adamın ne işi var aramızda.
Derya: İlahi Vasfiye abla küçücük çocuğun erkekliğinden ne olacak?
Vasfiye: Ne küçüğü kız. Hadi şimdi evlendireyim seni desen, kıçına vurur ayakları giderken.
Oğulcan: Öldüm işte ya öldüm işte. (Ağlar.) Bana ne ya, bana ne ya… Facebook’a gircem ben.
Derya: Tamam oğluşum tamam. Nereye istiyorsan oraya gir.
Nurten: (Meral’e) Eee, birlikte fitnısa gidiyordunuz, onu da bırakacak mısın?
Meral: Yok bırakmam. Cuma gidiyorduk, ben Çarşamba giderim artık.
Vasfiye: Bak görüyor musun bir etiket nelere mal oluyor?
Meral: Sadece etiket değil Vasfiye abla. Ezelden beri hazzetmiyordum zaten. Söyledim ya fesadın önde gideni. Benim Ragıp kadınlar gününde robot süpürge almış bana, hediye olaraktan. En iyisinden. Yememiş içmemiş o da kocasına aldırmış hemen. Aynısından. Kahve içmeye gittim. Üstüne koca bir dantel koymuş, bütün gün ayaklarımın dibinde dolaştırdı durdu süpürgeyi. İkide bir de “ay bu robot çok işime yaradı vallahi” deyip durdu, sanki bende yok aynısı.
Zerrin: Herkes yediği yemeği, içtiği suyu paylaşıyor Facebook’ta. Sonra doğal olarak insanlar birbirine özeniyor tabi. Toplumsal bir erozyon yaşıyoruz bu sosyal medya yüzünden.
Meral: Yemesinde içmesinde değilim Zerrin, insan arkadaşı saçını boyattı diye saçını boyatır mı? Burnunu kaldırdı diye burnunu kaldırır mı? Gerdanını gerdirdi diye gerdanını gerdirir mi?
Ayşe: Burun, gerdan… Oooo maşallanız var Meral hanım, hani estetik yoktu hiçbir yerinizde? Var mı bilmediğimiz başka operasyonlar?
Meral: Ne operasyonu ayol? Bir iki ufak rötuş yaptırdık o kadar. Aynılarını Cemile de yaptırdı. Ben ne yaptırdıysam, onda da var aynısından. Haset işte.
Ayşe: Tabi, kocalar gece gündüz çalışsın, karılar da evde orasını burasını kaldırsın.
Meral: Ay biz de boş oturmuyoruz evde, bütün gün koşturup duruyoruz. Bakmayalım mı kendimize biraz?
Ayşe: Bana ne canım ne yaparsanız yapın.
Münevver: (Uyanır, içeri seslenir.) Serpillll. Nerde kaldı mantı? Açlıktan midem kazındı.
Vasfiye: Serpil’i unuttuk yahu. Kadını bir başına bıraktık mutfakta. Kızlar gidip bi bakın bakalım, yardım edilecek bir şey var mı? Kolay mı bu kadar insanı ağırlamak?
Nurten: (Kimse oralı olmayınca) Ben bi bakayım olmazsa. (Mutfağa gider.)
Münevver: Tiktak çekiyordur o. Ocağa çay koysa tiktak çekiyo.
Ayşe: Münevver teyze sen nerden biliyon Tiktok’ları falan?
Münevver: Bilmem mi kızım, telefon zımbırtısı işte. Koca koca kadınlar göbek atıyo telefonda. Serpil beni de çekiyo ikide bir, “tiktak için anne” deyip duruyo. Ama ben göbek atmıyom.
Derya: (Münevver’e duyurmadan, diğerlerine) Şu Serpil alem valla. “Kaynanamın Halleri” diye bir hesap açmış Tiktok’ta. Devamlı videolarını paylaşıyor Münevver ablanın. Bayağı da takipçi toplamış. Sadık abi bir duysa ortalığı ayağa kaldırır.
Zerrin: Ben özel hayatın bu dendi ortalığa saçılmasını etik bulmuyorum.
Meral: Senin etik bulduğun bir şeyler var mı Zerrin? Her halta muhalifsin çünkü.
Zerrin: Hayatım ben internete, sosyal medyaya karşı değilim. Benim itirazım bilgi kirliğine, toplumsal erozyona…
Meral: Sosyal medya hesabın yok mu senin? Kullanmıyor musun, Facebook, Instagram falan?
Zerrin: Ben sadece Twitter kullanıyorum. Bana göre en sağlıklısı o.
Ayşe: Ne sağlığı be? Ne zaman Buca, Alsancak, Bornova TT olsa, korkuyorum Twitter’a girmeye. Bir tane düzgün twit yok, hepsi eskort reklamı.
Zerrin: Tabi orada da sorunlu şeyler olmuyor değil ama genel olarak pek çok bilgi ve habere hızlıca ulaşıyorum Twitter’da.
Serpil: (Nurten’le elinde tabaklarla girerler.) Eveeettt, mantılarımız hazır.
Münevver: Nihayet geldi. Önce benimkini verin öldüm açlıktan.
Serpil: Tamam anne vericem acele etme. Önce bir selfi alalım bakalım mantımızla. (Nurten tabakları dağıtır, Serpil tabakları bırakmadan telefonu uzatır.) Ayşeciğim bi foto rica edicem servise başlamadan önce. Şöyle tabaklar elimdeyken.
Ayşe: Tamam, tamam. Çekeyim. Bi şeyiniz de selfisiz olsa olmaz.
Serpil: Birkaç tane çek en güzelini seçeyim içinden. (Fotoğraflar çekildikten sonra tabakları dağıtıp yerine oturur.) Bakalım kaç like alacak mantımız? (Paylaşır.)
Derya: Ben beğendim. Yorum da yazayım mı?
Serpil: Yorumsuz olur mu hiç? Şöyle abartılı şeyler yazın ama.
Vasfiye: Kızım bi tadına baksaydık önce.
Serpil: İlahi Vasfiye abla kötü mantı yapar mıyım ben hiç?
Vasfiye: Yapmazsın da ne bileyim. Yedikten sonra yazsaydık yorumları.
Ayşe: Ama sarmısaklı bu mantı. Günden sonra dükkânı kapatmaya gidicem. Müşterilerin önünde buram buram sarımsak kokucaz şimdi.
Serpil: Ayşeciğim sarmısaksız mantı mı olur?
Ayşe: Ama Whatsapp grubuna özellikle yazmıştım “sarmısaksız olsun” diye. Ya da ne bileyim en azından benimkine normal yoğurt koysaydın.
Vasfiye: Ye ye hadi, o kadar sarımsaktan bir şey olmaz.
Serpil: Hadi şimdi hep beraber bir selfi yapalım “Mantı Günümüz” diye. (Tabakları göstererek topluca selfi çekilirler.) Hem Facebook’ta paylaşıyorum hem de Instagram’da.
Nurten: Serpil bak beğeniler yağmaya başladı bile senin mantıya. (Meral’e nispetle) Bak bak Cemile bile beğenmiş hemen.
Meral: Bütün paylaşımları önce o beğenir. Başka işi yok çünkü. Bütün gün Facebook’ta, Instagram’da.
Nurten: Aaaa Nermin’de beğenmiş. Nermin’i nereden tanıyorsun sen?
Serpil: Nermin mi? O kim ya? Göster bakayım profilini. (Telefona bakar) Haa hatırladım, tanıyor olabileceklerinde çıkmıştı, eklemiştim ben de. Kim ki bu?
Nurten: Kızım Nimet var ya, hani şu “C” blokta oturan… Kocası mobilyacı olan…
Serpil: Mobilyacı mı?
Nurten: Evet Karabağlar’da cadde üstünde dükkanı var.
Serpil: Duydum sanki, iyi de Nimet’le Nermin’in ne alakası var?
Nurten: Olmaz mı Nimet bir Pazar günü apartmandaki komşularıyla Buca Gölet’e kahvaltıya gitmiş. Kocası da “pazartesine yetişecek siparişlerim var, dükkana gidicem” diyerek sabahın köründe çıkmış evden. Nimet, kahvaltıya gittikleri kafede bir de ne görsün? Kocasıyla Nermin baş başa kahvaltı ediyor.
Serpil: Yapma ya. Tüh tüh tüh. Şok olmuştur Nimet.
Nurten: Sadece şok olsa iyi, kafenin de altını üstüne getirmiş.
Derya: Dur bakayım ben de şu Nermin’e.
Nurten: Komşuları zor sakinleştirmişler Nimet’i.
Derya: Ay ben de ekli bu Nermin. Ortak arkadaşlarınız var dediydi Facebook, ben de ondan eklemiştim.
Nurten: Bu Nermin biraz tehlikeli. Siteden birkaç kişiyle daha adı çıktıydı. Bence çıkarın arkadaşlarınızdan.
Derya: Nasıl olur ya? Bu Nermin benim Arif’le de arkadaş.
Nurten: Söyledim kızım tehlikeli diye.
Derya: Arif’in nereden arkadaşı bu ya? (Telefona sarılır Arif’i arar.) Arif nerdesin sen? İşte misin gerçekten? Gölet’te felan değilsin di mi? Bi yerden çıkmadı. İşe gidiyorum diye başka yerlere gidenler var da çevremizde. Neyse, neyse. Bu Nermin’i nereden tanıyorsun sen? Hangi Nermin mi? Şu Facebook güzeli Nermin. Hani bikinili profil resminde “üç yüz otuz üç” diyen Nermin. Arkadaşsınız Facebook’ta? Tanımıyor musun? Tanımıyorsan niye arkadaşın o zaman? Tamam, tamam. Akşama eve gelince konuşuruz.
Vasfiye: Kızım sakin ol. O da yanlışlıkla eklemiştir belki.
Derya: Ne yanlışlığı Vasfiye abla. Bir yığın resmini beğenmiş Nermin’in. Bak bak hatta yorum bile yapmış.
Ayşe: Arıyorum ben Müge’yi.
Derya: Ayşe lütfen saçmalama. Bak sinirlerim tepemde... Senin de kalbini kırarım.
Zerrin: İşte geldiniz mi söylediğime. Bu sosyal medya toplumsal bir yaraya dönüşmeye başladı artık. İnsanlar tanımadıkları insanlarla arkadaş oluyorlar. Sonra işte böyle sorunlar çıkıyor ortaya.
Vasfiye: Sorun sosyal medyada değil Zerrin. Sorun onu kullanan insanlarda. İyi şeyler için kullanırsan iyi olur, kötü şeyler için kullanırsan kötü.
Serpil: Benim mantı kaynadı arada. Nasıl buldunuz mantımı?
Nurten: Güzel olmuş Serpil ellerine sağlık. Varsa ben bir tabak daha alırım.
Serpil: Olmaz mı hayatım koca bir tencere kaynattım. Ne kadar istersen yiyebilirsin.
Münevver: Serpil bana da Feçbok yap. Ben de istiyom feçbok.
Serpil: Ay ilahi anne. Ne işin var senin Facebook’la.
Münevver: Arkadaşlarımı bulacam. Bizim Nezahat kaç tane arkadaşını bulmuş ordan.
Ayşe: (Alçak sesle) Senin pek arkadaşın kalmamıştır Münevver teyze.
Münevver: İlkokul arkadaşlarını bulmuş, orta okul arkadaşlarını bulmuş. Eski günleri konuşmuşlar hep.
Meral: Ay ben de yıllar sonra ilkokul arkadaşlarımı buldum Facebook’tan. Bir gün toplaştık bi kafede. Nasıl mutlu oldum anlatamam.
Nurten: Çok mu özlemişsiniz birbirinizi?
Meral: Yok be kızım, ne özlemesi. Baktım hepsi buruş buruş olmuş. Ben onların yanında genç kız gibi kaldım. Bu da bana bayağı bir moral oldu.
Ayşe: O kadar operasyona çok normal tabi.
Meral: Operasyon moperasyon deyip durma Ayşe. Alt tarafı birkaç retüş yaptırdık o kadar. Millet neler yaptırıyor neler. Benim yaptırdıklarım devede kulak sayılır.
Zerrin: Zaten o selfilerde, profil fotoğraflarında o kadar çok efekt var ki, insanlar bambaşka biri olup çıkıyor. Millet de o efektli profil resimlerine kanıp birbirine yürüyüp duruyor.
Derya: Bak benimki de yürümeye başladı.
Vasfiye: Kim kızım o yürüyen?
Derya: Kim olacak, boyu devrilesi Arif. Ariffff! Kim bu kadın? Bak bak neler yazıyor? Ay, yine sinirlerim tepeme çıktı, elim ayağım titriyor.
Vasfiye: Ne oldu kızım neden sinirlendin bu kadar?
Derya: Nasıl sinirlenmem Vasfiye abla? Baksana Arif tanımadığım kadınlara methiyeler düzüyor. Ay dayanamayacağım ben gidiyorum Arif’in işyerine.
Oğulcan: Anne bak babam Jale ablaya kalp yaptı.
Derya: Bak bak görüyor musun? Kalpler malpler... Ay delireceğim şimdi. Rezil etti beni cümle aleme. Gidiyorum ben.
Vasfiye: Dur kızım sakin ol.
Derya: Nasıl sakin olayım Vasfiye abla? Kaç yıllık evliyiz, bana etmediği iltifatları elalemin kadınlarına ediyor. Gidip onu işyerinde rezil etmez miyim ben.
Zerrin: Bence de sakin ol Derya öfke ile kalkan zararla oturur.
Derya: Ne zararı olacaksa olsun, bıktım artık. Ben gidiyorum. Soracağım ona. Oğulcan, kalk babanın işyerine gidiyoruz.
Serpil: Otur kız mantını bitirmedin daha.
Derya: Mantı falan yiyecek durumum yok Serpil. (Kalkar, kapıya yürür.) Zaten hamur topacı gibi olmuş. Mideme oturdu yaptığın mantı.
Serpil: Aaaa ne demek o şimdi? Sabaha kadar uğraştım ayol. Hamurunu aç, ince ince kes, mincik mincik katla. Vallahi kalbimi kırdın şimdi.
Derya: Siz yemeğe devam edin o zaman, ben Arif’i yemeğe gidiyorum. Hadi Oğulcan gidiyoruz. (Çıkarlar.)
Münevver: Serpil feçbok açtın mı bana?
Serpil: Ya anne, bi dur Allah aşkına. Başlatma şimdi Facebook’una.
Zerrin: Ben söylüyorum size, bu sosyal medya, çok büyük bela.