01 / 01
Kaldığınız yerden devam ediliyor...

MASAJINIZ VAR

MASAJINIZ VAR
MASAJINIZ VAR: "Mevzuattan Karakola Uzanan Bir Tahsilat Hikayesi" Metresine tek taş alıp faturasını muhasebeye gönderenler mi istersiniz , yoksa müşterisini mangala götürüp beş kilo pirzolayı vergi dairesine "yedirmeye" çalışanlar mı?. Kamile ve Necibe, her gün yeni bir tebliğ okumaktan tıp makalesi okumuş kadar olan, kuantum fiziği çözer gibi mevzuat kovalayan iki çilekeş mali müşavir!. Ancak Necibe için sabır taşı, ödenmeyen borçlar yüzünden çatlar. "Paramı almadan şuradan şuraya gitmem!" diyerek daldığı Relax Masaj Salonu’nda onu bekleyen şey ise nakit para değil, reddedilmesi imkansız (?) bir takas teklifidir: "Sen benim defterimi tut, ben sana ayda iki kez Ganalı masörle masaj yapayım!". Sırt ağrıları ile boş cüzdanı arasında kalan Necibe, bornozunu çekip masaj masasına yattığı an; işin içine polisler, kelepçeler ve "yanlış anlaşılan" kimlikler girer. Hesap makinesiyle girip bornozla çıktığınız, kahkahası bol, KDV’si içinde bu absürt komediye davetlisiniz!

Dekor: Sahnenin solunda, bir muhasebeci bürosu; iki masa ve muhtelif büro aksesuarları, sahnenin sağında ise masaj salonu; önü kapalı bir kabul masası, önünde sandalyeler, yanında paravanla ayrılmış bir masaj masası.

 

(Işık sahnenin solundaki muhasebe bürosunu aydınlatır. Masanın önünde bir kişi, masanın arkasındaki ile konuşmaktadır.)

 

Kamile: Adam metresine tek taş yüzük almış, faturasını bana göndermiş. İnanabiliyor musun?

Necibe: İnanırım şekerim. Temsil ağırlama gideri sonuçta. (Gülüşürler.)

Kamile: Tamam, karısına alsa sorun yok, gelir vergisi kanunu kapsamına girer. Kanunen kabul edilmeyen gider. Ama metresi olunca direkt medeni kanun. (Gülüşürler.)

Necibe: Bende de bir mükellef var, şaka gibi, her ay en az on tane çiçek faturası gönderir büroya. Orkideler mi aramazsın, ateş laleleri mi, safran çiçekleri mi? Neler neler…

Kamile: Ne var canım bunda? Müessese sahibi sonuçta, düğünü var, açılışı var, cenazesi var…

Necibe: Yok şekerim, ne cenazesi? Çiçekler ya Veronika’ya, ya Kiristina’ya ya da Olga’ya. Sayesinde İzmir’deki tüm müzikhollerin adını, adresini öğrendim valla. (Gülüşürler.)

Kamile: Yazık adama ya… Kazancı çiçeğe yatırılıyor anlaşılan. Hem o kadar da uyarıyoruz mükellefleri, işle ilgili olmayan evrakları muhasebeye göndermeyin diye ama dinleyen kim?

Necibe: Sanıyorlar ki, her yaptıkları harcamayı, devlet vergiden düşecek. Oh ne ala.

Kamile: Çocuklar, her ay evrak ayırmaktan kayıt giremiyor yeminle. Mesela kadın, güzellik salonu işletiyor, bir fatura göndermiş inanamazsın; kasap faturası… beş kilo pirzola, beş kilo kıyma, üç kilo da biftek. “Bunlar ne?” dedim. “Müşterileri mangala götürdüm” dedi. Güler misin, ağlar mısın?

Necibe: Ne deyim Kamile? Mevzuatın yükü yetmiyor gibi, bir de bunlarla uğraşıyoruz işte.

Kamile: Sorma, sorma. Bak, tevkifat uygulaması değişti yine. Okudun mu tebliği?

Necibe: Okudum, okudum. Mevzuat okumaktan iş yapamıyoruz ki, her gün yeni bir şeyler… Yok kanunu, yok yönetmeliği, yok tebliği… Bitmiyor bir türlü.

Kamile: Biter mi? Her gün mutlaka meslekle ilgili bir şey çıkıyor gazetede. Resmi gazete okuduğum kadar tıp makalesi okusaydım, inan şu an doktor olup, ameliyatlara girmeye başlamıştım. Bu kadar çok değişiklik mi olur canım?  Bir de mevzuat mevzuat değil sanki fizik problemi mübarek. Bilmem kaç sayılı kanunun bilmem kaç sayılı kanunla değişik bilmem kaçıncı maddesinin bakanlar kuruluna verdiği yetkiye dayanarak yayınlanan bakanlar kurulu kararının bilmem kaçıncı maddesinin bilmem kaçıncı fıkrasının bilmem kaçıncı bendi… Bu ne abi? Kuantum Fiziği Profesörü değiliz ki biz, mali müşaviriz.

Necibe: Bazen iki satırlık kanun maddesini çözmek için, iki saat mevzuat karıştırmak zorunda kalıyorum.

Kamile: Mevzuat mı okuyalım, iş mi yapalım? Sonra işler yetişmiyor, eve geç saatlerde gitmek zorunda kalıyoruz. Çoğu zaman eve vardığımda çocuklar uyumuş oluyor, onları görüp sevemeden, çuval gibi atıyorum kendimi yatağa.

Necibe: Al benden de o kadar.

Kamile: Ya angaryalara ne diyeceksin? Mükellef alışmış ota boka “ara kızım muhasebeciyi”. TÜİK anket ister, “ara kızım muhasebeciyi” personel dava açar, “ara kızım muhasebeciyi” kapasite raporu çıkacak, “ara kızım muhasebeciyi”. Telefonlara bakmaktan, beyannamelere bakamıyoruz.

Necibe: Geçen beni bir mükellef aradı “Muhasebeci Hanım, oğlan askerliği paralı yapmak istiyor, ne yapçaz şimdi?” diye sordu, donup kaldım. Bir askerlik şubesinin işlemleri kalmıştı yapmadığımız.

Kamile: Bu kadar koşuşturmaya tahsilatlar düzgün yürüse, dert etmeyeceğim. Ama nerde? Hep içerdeyim.

Necibe: Benim de düzenli ödeme aldığım üç beş mükellef var, gerisi hep bir iki ay geride. Kimisi altı yedi ay.

Kamile: Bende de durum farklı değil. Geçen hafta bir mükellefe gittim tahsilat için. Hoş beş ederken, gözüm bilgisayar ekranına ilişti. Ödeme planı hazırlamış excel’de. Tam 100 satır. Çaktırmadan bakayım dedim kaçıncı sıradayım diye, bil bakalım kaç?

Necibe: Sonlarda olduğun kesin.

Kamile: “Seferihisar Yazlık Aidatı”nı geçerek doksan dokuzuncu sırada tamamlamışım yarışmayı. Nihayetinde tahsilatı alamadan çıktık tabi.

Necibe: Tahsilat demişken, bi mükellefe uğrayacaktım, çıkayım da ona uğrayım bari. Belki üç beş bi şeyler alırız.

Kamile: Bi şeyler içmedik daha. Bi çay söyleseydim.

Necibe: Yok çok geç olmadan gideyim ben. Başka zaman içeriz.

Kamile: Ben buradayım daha. e-Defterleri göndereceğim. Bir de bu e’ler çıktı başımıza. e-Fatura, e-İrsaliye, e-Defter… 

Necibe: Sana kolay gelsin. Ben gidiyorum, hadi allahaısmarladık.

Kamile: Güle güle.

(Sahnenin solu kararır, sağ tarafı aydınlanır. Kabul masasında bir kadın ağzında sakız, tırnaklarını törpülemektedir. Masanın üstünde “Relax Masaj ve Güzellik Salonu” yazmaktadır.)

Necibe: (Ayten’e) Hayırlı işler.

Ayten: Buyrun.

Necibe: Şey için gelmiştim ben.

Ayten: İsim alayım.

Necibe: Necibe.

Ayten: Ne vardı sizin. Masaj mı? Makyaj mı? Balyaj mı?

Necibe: Ne makyajı ne balyajı hanfendi? Ben… Ben şey için gelmiştim.

Ayten: Epilasyon mu yoksa?

Necibe: Epilasyon derken?

Ayten: Vücut? Kol bacak? Ya da…?

Necibe: Ne kolu, ne bacağı ya.

Ayten: Hanfendi burası Masaj ve Güzellik Salonu. Siz ne arzu etmiştiniz?

Necibe: Ben… Ben şey istemiştim… Mahmut beyi.

Ayten: Mahmut’u mu? Mahmut bey meşgul şu anda. Ne vardı, ben yardımcı olayım.

Necibe: Kardeşim muhasebeciyim ben. Tahsilat için gelmiştim.

Ayten: Haaa… Ona ben bakmıyorum.

Necibe: Tamam işte ben de Mahmut beyi istiyorum. Söyleyin gelsin de görüşelim bi.

Ayten: Oldu o zaman, ben haber veriyim kendisine. (içeri girer, birkaç saniye sonra Mahmut’la beraber geri gelir.)

Mahmut: Oooo, Necibe hanım hoş geldiniz.

Necibe: Hoş bulduk, hoş bulduk.

Mahmut: Kusura bakmayın. Masajdaydım ben de.

Necibe: Asıl siz kusura bakmayın, böyle işinizin gücünüzün arasında rahatsız ettim.

Mahmut: Yok canım rahatsızlık mı olurmuş, buyurun oturun şöyle.

Necibe: Hiç oturmasam… Fazla vaktinizi almıycam. Ben şey için gelmiştim…

Mahmut: Vaktimiz bol. Müşteri iyice mayıştı zaten. O yata dursun, biz soğuk bi şeyler içelim.

Necibe: Zahmet etmeseydiniz…

Mahmut: Ne zahmeti yahu. (Ayten’e döner) Ayten kızım bize kola neyin soğuk bi şeyler getir.

Ayten: Tamam Mahmut bey. (Kola getirmeye gider.)

Mahmut: Size nasıl yardımcı olabilirim Necibe hanım?

Necibe: Vallahi… Mahmut bey… Durumları biliyosunuz. Bayağı bi muhasebe ücreti birikti içerde. Ben mümkünse bi miktar tahsil etmek istiyorum.

Mahmut: Necibe hanımcığım siz de bizim durumları biliyonuz. Vallahi 20 yatak kapasiteli koskoca tesis açtım buraya. İnanır mısın, içerde sadece iki yatak dolu. Biri bende, biri elemanda. Diğer elemanlar, bütün gün çekirdek çitletiyo.

Necibe: Vallahi sizde haklısınız da, bizim masraflar da diz boyu.

Mahmut: Haklısın, haklısın, sana bi şey demiyom ben. Açmışsın dükkanını, tabii defterini tutçan paranı alcan. Ama yok işte. Olsa, yemin billah konuşturmam seni, kapatırım bütün hesabı.

Necibe: Aralık ayındayız yahu, hiç olmazsa Haziran’ın ücretini alsaydım.

Mahmut: Olsa, olsa dükkan senin. Yeminle, elemanların maaşlarını bile düzenli olaraktan ödeyemiyom. Hepsinin üç beş ay alacağı var içerde.

Necibe: Doğrudur Mahmut bey ama benim de yapacak çok fazla şeyim yok inanın.

Mahmut: Aslında şöyle bi şey yapabiliriz.

Necibe: Nasıl bi şey?

Mahmut: Şindi ben sana ayda ne kadar ödüyom (Necibe şaşkınlıkla bakınca) yani aylık ne kadar ödemem gerekiyo?

Necibe: Beş yüz.

Mahmut: Ha beş yüz. Benim burada masaj ücreti ne kadar, happy end’siz.

Necibe: (Bilmiyorum anlamında dudak büker, ellerini açar)

Mahmut: İki yüz elli.

Necibe: Eeee?

Mahmut: Eeee’si şu. Sen benim defterleri tutcan, ben sana ayda iki kez masaj yapçam.

Necibe: Olur mu öyle şey canım. Mübadele mi yapıcaz artık.

Mahmut: Vallahi ben teklifimi yaptım.

Necibe: Ama olmaz ki böyle. Ben şimdi peynirciden peynir, turşucudan turşu mu alıcam artık. Hadi onları anladım da, yem bayisi mükellefim var benim. Hayvan yemi satıyo. Onu kime yedireyim ben evde. Kocam da yemez, çocuklar da.

Mahmut: Yahu Necibe hanım abartma Allah aşkına. Hem sizin işleri biliyom ben. Bütün gün böle bilgisayar başında. Kulunçlar ağrı yapmıyo mu hiç?

Necibe: Ağrımaz mı? Bazen geceleri uyuyamıyorum, boynumun sırtımın ağrısından.

Mahmut: Ha bak geldin mi lafıma. Ayda iki kez gel buraya, pamuk gibi yaparım ben seni.

Necibe: Vallah bilmem ki nasıl olur?

Mahmut: Olur olur, pek bi güzel olur. Bütün stresin gider, verimliliğin artar. İstersen ilk taksite bugünden başlayalım.

Necibe: Bugün mü?

Mahmut: Evet bugün. Hadi hemen geç odaya, soyun. Ben göndereyim masörü. Gine’li mi istiyon? Gana’lı mı?

Necibe: Gana’lı mı? Türk yok mu?

Mahmut: Türk çalıştırmıyoz, Türkler çok maliyetli.

Necibe: Bilemedim şimdi… (Biraz düşünür) Peki Gine’li olsun o zaman.

Mahmut: Tamam ben ayarlıyorum hemen.

Ayten: (Kolaları getirir. Ayaklandıklarını görünce) Kolaları getirmiştim.

Mahmut: Necibe hanım masaja geçiyor sonra içer.

Ayten: Ama ben biraz evvel sormuştum. Masaj istemiyorum demişti.

Mahmut: Karıştırma, karar değiştirdi Necibe hanım, masaj olucak.

Ayten: Tamam bi kayıt oluşturayım ben o zaman. (Masasına oturur.) İsim neydi?

Necibe: Necibe. Necibe Katran. Çok gerekli mi bu Mahmut bey?

Mahmut: Çok önemli değil, basit bi iki şey işte. Müşteri takibi hesabı. Sen odaya geç ben masörü ayarlayım. (İçeri geçer)

Ayten: Doğum yeri neresi acıba?

Necibe: İzmir.

Ayten: Doğum tarihi? Yıl olaraktan.

Necibe: 1982

Ayten: Sadece masaj di mi?

Necibe: Evet masaj. Başka ne var ki?

Ayten: Yani… ne isterseniz. Süt banyosu bilem var.

Necibe: Yok, yok masaj olsun sadece.

Ayten: Tamam kaydınızı açtım geçebilirsiniz odaya.

Necibe: (Arkaya geçer, üstüne bornoz giyip, masaj masasının olduğu odaya gelir. Sağı solu süzüp, masaya oturur. Beklemeye başlar.)

Ayten: (Tekrar törpüye devam eder. O arada telefon çalar.) Buyrun relax masaj. Evet. Evet. Yarın için mi? Hı, hı. Kaydınız var mıydı bizde. Evet. İsim alayım. Mürteza bey di mi? Evet. Bi bakayım randevu defterine, boş yerimiz var mı? Akşam dokuz di mi? Evet yarın saat dokuza bi boş yerimiz var, onu size yazıyorum Mürteza bey. Dokuzda bekliyoruz. İyi günler. (Telefonu kapatır. İçeri iki tane polis girer.)

Polis 1: (Elinde silahla) Kimse kıpırdamasın, bu bi baskındır.

Polis 2: O ne lan öyle, bu bir soygundur der gibi.

Polis 1: Yani kimse kıpırdamasın anlamında Komserim.

Polis 2: Tamam, tamam. Kızım denetim yapıcaz. Müessese sahibi nerde?

Ayten: İ. İ. İçerde.

Polis 1: (Ayten’nin yanına gelir, tabancayı kafasına dayar. Bağırarak) Hey sen. Ellerini göreceğim şekilde masanın üstüne koy.

Polis 2: Namık abartma oğlum. Alt tarafı bi denetim yapıcaz.

Polis 1: Tamam komserim. Takviye ekip çağırayım mı?

Polis 2: Gerek yok, gerek yok. Çok film seyrediyorsun sen.

Polis 1: Komserim çok kalabalık olabilirler içerde.

Polis 2: Oğlum, askeri garnizon değil ki burası. Masaj salonu. Yüz kişi olsa ne olur içerde. Hepsi mayışıktır şimdi onların.

Polis 1: Tamam şef. Pardon komserim ben koruyorum sizi. Girelim içeri.

Polis 2: Hadi yürü lan. (İkisi birden içeri geçerler) Al bunları al al al. (Necibe telaşlanmıştır. Onun yanına girerler.) Yürü bakalım edepsiz, ne işin var burada.

Necibe: Memur bey izah edebilirim.

Polis 2: Neyi izah edecen? İzah edilecek bi şey yok. Her şey ortada.

Necibe: Ama memur bey.

Polis 1: Yürü, yürü, yürü. (Kabule çıkarlar. Mahmut ve Necibe ordadır.)

Necibe: Yahu Mahmut bey gördünüz mü başımıza geleni.

Mahmut: Vallahi Necibe hanımcığım, biz hemen hemen her gün yaşıyoruz bu vukuatları.

Necibe: İyi de kardeşim benim suçum ne? Ben hakkımı almaya geldim, gördüğüm muameleye bak.

Polis 2: Muamele derken?

Necibe: Memur bey ben muhasebeciyim. Bu işlerle hiçbir alakam yok.

Polis 2: Biz nelerini gördük hanfendi muhasebeci ne ki?

Necibe: Yok efendim o anlamda değil. Ben bu müessesenin muhasebecisiyim.

Polis 2: Maaşı böyle mi alıyonuz siz?

Necibe: Efendim serbest muhasebeciyim ben.

Polis 2: (Süzer.) Belli, belli. Hadi yürüyün bakalım merkeze.

Necibe: Ama efendim izah edeyim müsadenizle.

Polis 2: Yürüüüüü. (Hep beraber çıkarlar.)