Cenaze evi. Ortada üçlü koltuk, koltuğun etrafında sandalyeler, önünde bir sehpa vardır. Saadet başını tülbentle sıkmış, koltuğun ortasında oturur. Solunda Cevriye ve sağında Hilmiye oturur. Nurten ve Hans sağda, Fikriye de onların sağında oturur. Ayten, Gülten ve Orhan mutfaktadır. Koltuğun arkasında Sadık’ın duvara asılı bir resmi vardır.
Saadet: Gittiii gittiii yiğidim gitti aslanım gitti. Evimin direği gitti.
Cevriye: Çok iyi insandı Sadık abi. Allah rahmet eylesin.
Saadet: Oyyy oyyy Kimlere ne diyim, nerelere gideyim ben şimdi.
Hilmiye: Eli de çok açıktı rahmetlinin. Yattığı yer nur olsun inşallah.
Saadet: Vayyy vayyy ocağım söndü ocağım. Ben şimdi onsuz naaparım?
Fikriye: Pek de yakışıklıydı, dalyan gibiydi maşallah. (Herkes Fikriye’ye bakar. Toparlar) Sağlığı sıhhati yerindeydi yani.
Saadet: Aslan gibiydi o aslan.
Nurten: Çok da abartmasak anne. Sağlığında kedi köpek gibiydiniz. Adam gidince kıymete bindi.
Saadet: Sus be. Sen nereden bilecen bizim sevgimizi?
Nurten: Sevgi mi? Ne sevgisi be? Kaç kere Almanyaları arayıp, demediğini bırakmadın adam için.
Hans: Ya. Nurten doğru söylemek mutter, sen hep şikâyet, hep şikâyet.
Cevriye: Ne zaman kasaba gitsem hâl hatır sorardı hep.
Hilmiye: Kıymayı hep yağsız yerinden verirdi.
Fikriye: Etleri de pek güzel keserdi. (Herkes Fikriye’ye bakar.) İşinin erbabıydı yani. Yazık oldu dağ gibi adama.
Nurten: Sırf sizin kavgalarınızdan kurtulmak için gidip bununla evlendim.
Hans: Ya ich liebe dich. Ben çok sevmek Nurten.
Saadet: Fena mı oldu. Kapağı Avrupa’ya attın işte.
Nurten: Yaaa tabi tabi ne demezsin.
Cevriye: Namazında niyazında adamdı. Hiçbir ezanı kaçırmazdı.
Hilmiye: Camiye de çok yardım yapmış.
Fikriye: Namazı da pek güzel kılardı mübarek. (Herkes Fikriye’ye bakar.) Ben görmedim de görenler dediydi.
Saadet: Her şeyi çok güzel yapardı aslanım her şeyi. Gitti yiğidim gitti.
Cevriye: Saadetçiğim hiç unutmam bir keresinde anahtarı almadan kapıyı çekmiştim. Rahmetli balkondan atlayıp açıverdiydi kapıyı bana.
Fikriye: Benim de bir keresinde lavabonun giderini açtıydı. Tıkalı boruları ne güzel açardı. (Herkes Fikriye’ye bakar.) Elinden her iş gelirdi yani.
Saadet: Herkesin derdine dermandı Sadığım. Oyyy oyyy.
Ayten, Gülten ve Orhan ellerinde çaylar ve ikramlarla içeri girerler.
Ayten: Açık olan kimindi?
Hilmiye: Benimdi Aytenciğim. Demli içemiyorum çarpıntı yapıyor.
Gülten: Poğaçaları ortaya koyuyorum buradan alırsınız. Şekeri de sehpaya koy Orhan.
Cevriye: Ben şeker almayayım, doktor 3 beyazdan uzak dur dedi. O beyazlardan biri de şekermiş.
Fikriye: Rahmetli de hep şekersiz içerdi.
Saadet: Ben istemiyorum. Ne yiyecek ne de içecek halim var. İçim yanıyor içim.
Ayten: Anneciğim rolünü çok büyütme istersen. Adam gitti diye bir göbek atmadığın kaldı çünkü.
Saadet: Bak densizin dediğine bak.
Ayten: Yalan mı ya. Hastaneden vefat haberini alır almaz, soluksuz hacca yazıldın sen.
Saadet: Ölmeseydi onunla beraber gidecektik ama nasip olmadı işte.
Cevriye: Bizimki ölmeden önce 2 kere umreye gittik. Hacca gitmek bize de kısmet olmadı.
Fikriye: Kim bilir o ihram ne de güzel yakışırdı rahmetliye. (Herkes Fikriye’ye bakar.) Kader işte.
Gülten: Orhancığım otur istersen.
Orhan: Hani bir şey lazım olur diye… Tamam oturayım.
Gülten: Seferihisar’daki yazlığı kim alacak şimdi?
Ayten: Yazlığı mı?
Gülten: Ölüm hak miras helal kızım. Herkes işine yarayan ne varsa alsın. Mesela sana kasap dükkanını verelim. Nurtenler bankadaki parayı alsınlar. Anneme bu ev kalır, biz de yazlığı alırız.
Saadet: Kızım adamın mezarı soğumadı daha. Bu acele niye?
Gülten: Giden gitmiş anne, hayat devam ediyor.
Saadet: İnsanlara ayıp be. Millete reklam mı olalım, adamın kırkı çıkmadan mirasını kapıştılar diye.
Gülten: Orhan’la bizim en büyük hayalimiz bir yazlık sahibi olmaktı. Öyle değil mi Orhan?
Orhan: Evet karıcığım öyle.
Nurten: Biz Almanya’dan tatile gelince, oraya gidiyorduk hep. Yazlığı siz alırsanız, nereye gideriz biz?
Hans: Ya doğru söylemek Nurten. Biz hep gitmek yazlık. Sadık baba hep çağırmak bizi.
Gülten: Sadık Bey çok uzaklara gitmek Hans Efendi.
Hans: Nein biz hep yüzmek Sadık vaterla.
Fikriye: Pek de güzel yüzermiş rahmetli. (Herkes Fikriye’ye bakar.) Ben görmedim de komşular söylediydi.
Gülten: Siz de bankadaki parayı alınca, Almanya’dan bir yazlık alırsınız kendinize.
Nurten: Aslında fena fikir değil Almanya’daki yazlıklar buranın 3’te 1 fiyatına.
Hilmiye: Araba fiyatları da çok ucuzmuş Almanya’da. İnsanlar 1 aylık maaşlarıyla 1 araba alıyorlarmış. Doğru mu?
Nurten: Aynen, aynen. Mesela geldiğimiz arabayı Hans’ın 1 aylık fazla mesaileriyle aldık.
Cevriye: Benim görümcemgiller de Almanya’dalar. Her sene envani çeşit arabayla geliyorlar tatile.
Ayten: Ya bırakın bu muhabbetleri. Bütün sene eşek gibi çalışıyorlar, buraya gelirken de mersoya binip bize hava atıyorlar. Yalan mı enişte?
Hans: Ya. Doğru söylüyor sen. Biz Almanyalılar çok çalışkan.
Nurten: Bankada kaç para var acaba? Yetmezse üstüne kredi çekeriz.
Saadet: Bırakın şimdi hesap kitap yapmayı, daha tebarekesi bitmedi adamın.
Cevriye: Helva karacak mısınız Saadet?
Hilmiye: Lokma da dökmek lazım. Sevaptır.
Fikriye: Lokmayı çok severdi rahmetli. (Herkes Fikriye’ye bakar.) Görürdüm hep, mahallede lokma döküldü mü, en önce o giderdi almaya.
Gülten: Orhan, bak komşuların çayları bitti tazeleyiver hemen.
Orhan: Tamam karıcığım sen de ister misin, dökeyim mi sana da.
Gülten: Çaydanlığı getir, burada dök çayları, gidip gelme.
Orhan: Tamam karıcığım.
Hans: Bacınak bira var mı bira? Ben istiyor bira içmek.
Nurten: Zıkkım iç. Sabahtan başlıyorsun içmeye. Bütün gün 10 tane bira içiyorsun.
Hans: Siz nasıl su içiyor, biz de bira içiyor. Bira bizim su demek.
Cevriye: Günah evladım günah. Bira vücuduna da zararlı, kesene de. Bira içeceğine meyve suyu iç, gazoz iç.
Fikriye: Rahmetli de çok güzel gazoz içerdi. (Herkes Fikriye’ye bakar.) Kasaba gidince görürdüm hep.
Ayten: Sen de kasaptan çıkmamışsın be Fikriye abla. Her gün köfte mi yapıyordun evde?
Fikriye: Benim Kazım çok severdi köfteyi. Her akşam 2 3 tane kızartır koyardım sofraya. O gittiğinden beri doğru dürüst köfte yapmadım. Ben sucukçuyum.
Nurten: Allah’ı var, babamın yaptığı sucuklar da 10 numaraydı. Biz Almanya’ya dönerken mutlaka 5 6 kilo alırdık yanımıza.
Saadet: Yaptığı her şey çok güzeldi aslanımın. Gitti yapayalnız bıraktı beni bu yaban ellerde.
Orhan girer, çayları tazeler.
Hilmiye: Gülten poğaçalar pek güzel olmuş vallahi. Eline sağlık.
Gülten: Ben yapmadım Hilmiye abla Orhan’ın eseri onlar. Kocam diye söylemiyorum, eli pek lezzetlidir.
Orhan: Eh işte yapıyoruz bir şeyler.
Gülten: Hilmiye abla, Orhan bir patlıcanlı börek yapar, parmaklarını yersin yeminle. Burada da yap dedim ama yetiştiremedi.
Orhan: Abartma ya. Ben de işte elimden geldiğince bir şeyler yapmaya çalışıyorum.
Gülten: Rahmetli kaynanamın eli çok lezzetliydi. Anasından el almış sanırsam.
Nurten: Bizim Hans da çok güzel bira tabağı yapar. Patates, tavuk, sosis falan.
Ayten: Ona hiç şüphe yok.
Kapı çalar.
Saadet: Kim geldi acaba? Ayten bir bakıver kızım kapıya. Sağ olsun eş dost akraba hiç yalnız bırakmadılar.
Cevriye: Çok normal Saadet, sevilen insandı Sadık abi.
Hilmiye: Nerede bir cenaze olsa Sadık abi kapatır dükkânı koştura koştura giderdi. Tabutu en önce o sırtlanırdı.
Fikriye: Ne güzel tabut taşırdı rahmetli. (Herkes Fikriye’ye bakar.) Necip abinin cenazesinde gördüydüm.
Ayten: (Nezaket ve Hamiyet’le içeri girer.) Teyzemler gelmiş anne.
Saadet: (Ağıt yakarak) Oyyy oyyy kardeşlerim gelmiş benim acımı paylaşmaya. Ciğerim yanıyor. Oyyy oyyy beni bırakıp nerelere gittin yiğidim oyyy oyyy. Bak baldızların geldi seni soruyorlar, ben ne diyim onlara oyyy oyyy.
Nezaket: (Ayten’e) Bu bitiremedi mi hala ağıtlarını.
Hamiyet: Gören de sanır dünyası yıkıldı.
Ayten: Aynen teyze ya. Sanki can ciğer kuzu sarmasıydılar babamla.
Nezaket: Saadet topla artık kendini. Bak kızların da kafasını şişirdin kaç gündür.
Cevriye: Öyle deme Nezaket çok yıkıldı garibim.
Nezaket: Ne yıkılması be. Adam bir an önce tekerlensin diye gözünün içine bakıyordu. Kına yakacağına oturmuş ağıt yakıyor.
Hamiyet: Ölünün arkasından konuşulmaz ama çok huysuzdu rahmetli.
Nezaket: Ben de hiç hazzetmezdim.
Saadet: Ama o sizi çok severdi. Baldızlarım da baldızlarım derdi.
Nezaket: Kim Sadık enişte mi? Ayol biz geldik mi, pantolonunu yolda giyerdi kahveye kaçarken. Bizi çok severmiş duy da inan.
Hamiyet: Arada sen varsın diye yarım ağız bir selam verirdim o kadar. Yoksa yüzünü görmek istemezdim eniştemin.
Fikriye: Öyle demeyin kızlar, pek muhterem biriydi Sadık Efendi.
Nezaket: Muhterem mi? Mendebur olmasın o?
Hilmiye: Ölünün arkasından öyle kötü konuşulmaz. Günahı çok büyüktür.
Nezaket: Günahsa günah Allah’ın bildiğini kuldan mı saklayacağım.
Ayten: Karnınız aç mı teyze, Orhan eniştem poğaça yapmış çayla koyayım mı, yer misiniz?
Hamiyet: Bak işte enişte dediğin Orhan gibi olacak. Hem efendi hem hamarat. Öyle değil mi Gülten?
Gülten: Davulun sesi uzaktan hoş gelir teyze. Dışı seni yakar içi beni.
Orhan: Teessüf ederim Gülten, neyim var benim?
Gülten: Bakmayın böyle hanım hanımcık oturduğuna, ömrümü yedi bu benim. Ayol bir kurutma makinesi al diye yalvarıyorum aylardır. Tık yok. Çamaşırları balkona asıp rezil ediyor beni elaleme.
Orhan: Vallahi kalbimi kırıyorsun Gülten. Bütçeyi biraz toplayım söz alacağım istediğin kurutma makinesini.
Gülten: Tabi tabi. Kolye de alıyordun sen. Millet (Nurten’i işaret eder) ayaklı kuyumcu dükkânı gibi dolaşıyor, bizim parmağımızda kuru bir alyans.
Nurten: Kızım biz köle gibi çalışıyoruz yaban ellerde. Sen naapıyorsun, kıçını yayıp basen büyütüyorsun.
Hans: Nurten doğru söylemek. Biz orda çok çalışmak. Çok çalışmak, çok kazanmak.
Nurten: Tabi tabi. Kazandığımız paranın yarısını da biraya yatırmak.
Hans: Nurten bitte. Bir biram var. Neden bu kadar kızmak?
Nurten: Senin biraların yüzünden çocuklara iphone alamıyoruz.
Hans: Nein nein ellerinde 18 var?
Nurten: 18 var ama 20’si çıktı canım. Arkadaşları hep ezikliyormuş çocukları okulda.
Hans: Sadık babanın paralar var, alırız çok telefon.
Nezaket: Oooo bakıyorum Sadık beyin servetini paylaşmaya başlamışsınız.
Cevriye: Ölenle ölünmüyor Nezaket kızım. Ne demiş atalarımız ölüm hak miras helal.
Hilmiye: Çok çalıştı rahmetli. Çok çalıştı, çok kazandı. Kazandıklarını da hep kenara koydu çocukları için.
Fikriye: Çok bereketli parası vardı rahmetlinin. (Herkes Fikriye’ye bakar.) Baksanıza yazlıklar, dükkanlar falan.
Ayten: (Nezaket’e) Dükkânı bana vereceklermiş teyze. Ben ne anlarım kasaplıktan. Evli olsam hadi kocam geçsin başına çalıştırsın.
Hamiyet: Kızım önüne gelen kısmetleri tepmeseydin, şimdi senin de (Önce Hans’ı gösterir vazgeçer Orhan’ı gösterir.) Orhan gibi eli yüzü düzgün bir kocan olurdu, bakardınız işinize.
Fikriye: Hiç geç değil Aytenciğim. Ben bile bu yaşta, söyle rahmetli baban gibi birini bulsam, bir dakika beklemem evlenirim.
Cevriye: Ay ilahi Fikriye. Bu saatten sonra evlenirsen, millet ağzını bırakır kıçıyla güler sana.
Fikriye: Öyle deme Cevriye. Yalnızlık ne kadar zor bilirsin.
Saadet: Oyyy oyyy yalnız bıraktın beni, bırakıp da gittin beni. Oyyy oyyy yiğidim oyyy aslanım. Ne yapayım nerelere gideyim ben.
Nezaket: Herifi gönderdin tabi, şimdi kendine kapı aramaya başladın.
Saadet: Çok severdi beni, yanından hiç ayırmak istemezdi.
Nezaket: Kızım çok sevdiğinden değil o, huysuzluğundan. Komşuya gitsen elli kere arardı, ne zaman geleceksin diye.
Saadet: Haklısın aslında. Bir yere gidecek oldum mu burnumdan getirirdi. Size bile salmak istemezdi.
Hamiyet: Ne huysuz adamdı be.
Ayten: Siz de ne gömdünüz babamı ya. O kadar da kötülemeyin. Kızardım mızardım ama babamdı sonuçta.
Hilmiye: 52’sinde mevlit okutacak mısınız Saadet?
Cevriye: Mevlit şart, okutmazsan çenesi düşmezmiş meftanın.
Nurten: Bırakın böyle hurafeleri ya. Hristiyanlar ne mevlit okutuyor ne de lokma döktürüyor. Onlara ne olacak peki? Hans’ın babasını fırında yaktık mesela. Adam salonun ortasında kavanozda duruyor.
Hans: O my god. Rahat uyu fadır.
Orhan: Bacanak, baban kendi mi istedi yanmayı?
Hans: Ya evet evet son istek yaptı o.
Orhan: Bizimki de Rize’de evin bahçesine gömülmek istedi ama izin alamadık bakanlıktan.
Cevriye: Ben bahçeye falan gömülmek istemem vallah. Ne öyle yalnız yalnız. Mezarlık en güzeli, arkadaşlarla beraber.
Ayten: Mezarlıkta gün falan mı yapmayı düşünüyorsun Cevriye abla?
Cevriye: Yok be kızım insan tek başına korkar falan.
Ayten: Ölüyorsun Cevriye abla. Daha korkuncu ne olabilir ki?
Cevriye: Bizimki de avuntu be kızım.
Nurten: Şimdi ne yapıyor acaba babam?
Nezaket: Ne yapacak, toplamıştır hurileri başına, vur patlasın çal oynasın.
Saadet: Yapmaz benim Sadığım öyle şeyler. Namazında niyazında adamdı. Öyle huri muri işleri ona göre değil.
Cevriye: Çok namuslu insandı Sadık Efendi.
Hilmiye: Gözünü harama çevirmezdi.
Fikriye: Çevirmedi, çevirmedi. (Herkes Fikriye’ye bakar.) Çevirmezdi yani.
Kapı çalar.
Saadet: Ayten bak bakalım kim geldi. Kesin dayınlar gelmiştir. Kardeşlerimden Allah razı olsun hiç yalnız bırakmadılar beni.
Hans: Remzi dayı çok seviyor ben.
Nurten: Seversin tabi o da senin gibi biracı çünkü.
Hans: Nuten taktın benim bira. Bak içmiyor sabahtan beri.
Nurten: Akşama açığı kapatırsın Hanscığım merak etme.
Ayten: (Canan, Ceren ve Kadir arkasında gelir.) Anne bir kadın babamı soruyor.
Saadet: Gitti Sadığım gitti, beni buralarda koyup da gitti.
Canan: Sadık Sadıkoğlu’nun evi değil mi burası?
Ayten: Evet onun evi. Yalnız babam geçen hafta vefat etti.
Canan: Haberim var. Biz de onun için geldik zaten.
Saadet: Bir hafta oldu ama ateşi ilk günkü gibi yanıyor böğrümde.
Nezaket: Siz neyi oluyorsunuz Sadık eniştenin?
Gülten: Kesin babamın tarafından bir akrabası. O tarafla pek haşır neşir değiliz tabi. Ben çıkaramadım.
Nurten: Babamın yeğenlerinden biri misiniz?
Canan: Yok ben babanızın…
Gülten: Faruk amcam Almanya’da yaşıyordu. Kesin onun kızlarından biri.
Nurten: Onun kızı yok ki. 2 tane oğlu var.
Hamiyet: Kimlerdensin kızım? Sadık beyin neyi oluyorsun?
Canan: Ben Sadığın…
Saadet: Tamam bildim görümcemin kızı bu, Nesrin. Maşallah ne kadar büyümüşsün tanıyamadım vallah.
Canan: Hanımefendi benim adım Canan. Kızımın adı da Ceren. Bu da avukatımız Kadir Bey. Ben Sadığın karısıyım.
Nezaket: Karısı mı? Kızım şakanın sırası değil, görmüyor musun kadının halini?
Saadet: Ne karısı be. Onun bir tek karısı var o da benim.
Canan: Ben imam nikahlı karısıyım. 20 senedir birlikteyiz Sadık’la.
Saadet: 20 sene mi? Ay komşular bana bir şeyler oluyor.
Ayten: Neler saçmalıyorsun sen be? Babamın 1 karısı 3 tane de kızı var. Hepimiz de buradayız. Siz nereden çıktınız?
Canan: Türkçe söylüyorum anlamıyor musunuz? Ben Sadığın karısıyım, bu da kızı.
Cevriye: Bak sen Sadık Efendiye.
Hilmiye: Biz de onu namuslu biri bilirdik.
Fikriye: Ah Sadık ah. Bula bula bunu mu buldun?
Canan: Sadık vasiyetnamesinde, bu evi bana bıraktı. Yazlığı da kızımıza.
Gülten: Yazlık mı?
Hans: O şit gitti yazlık.
Saadet: Sadık, Sadık boyun devrilsin Sadık.
Kadir: Biz veraset ilamını çıkardık, tapu devirlerini de yaptık. En kısa sürede evi ve yazlığı boşaltmanız gerekiyor.
Ceren: Anne gidip ablalarıma sarılabilir miyim?
Canan: Ceren saçmalama. Ne ablası?
Ceren: Bunlar Sadık babamın kızları değil mi? Ablalarım olmuyorlar mı?
Canan: Kapa çeneni. En kısa sürede evi ve yazlığı boşaltın, yoksa icra ile attırırım.
Gülten: Sen ne diyon be kadın? Kimi nereden attırıyorsun?
Canan: Elimizde kapı gibi tapularımız var hanım. Öyle değil mi Kadirciğim pardon Kadir beyciğim?
Kadir: 6098 sayılı borçlar kanunun 351.maddesine göre gayrimenkulleri acilen tahliye etmeniz gerekiyor.
Ayten: (Avukata sorar.) Vasiyette kasap dükkânı ile ilgili bir şey yok di mi?
Saadet: Sadıkkk, Sadıkkk boyun devrilsin Sadık. Kemiklerin birbirine geçsin Sadık.
Hamiyet: Oldum olası sevmemiştim bu Sadığı.
Canan: Ben onu bunu anlamam. Bir hafta içinde boşaltın evimi.
Saadet: Vallahi ben yolucam bu kadını.
Saadet ve Gülten Canan’ın üzerine yürürler. Kadir onları engeller.
Kadir: Sakin olun hanımlar. Kanun var nizam var.
Canan: Ömrümü verdim be Sadığa.
Saadet: Terbiyesiz ahlaksız seni.
Gülten: Edepsiz kadın. Babamı kandırıp, mallarına çöktü.
Canan: Hadi oradan be. Ne çökmesi, gönül rızasıyla verdi Sadık.
Saadet: Seni yılan seni. Kim bilir ne oyunlar yaptın Sadığa?
Canan: Ne oyun yapacağım be. Adam benimle yeniden doğmuş gibi oldu. Kadın olsaydın da tutsaydın adamı elinde.
Saadet: Senin saçını başını yolarım ben.
Gülten: Allah cezanı versin senin.
Saadet ve Gülten saldırılar, Kadir araya gider.
Canan: Ben onu bunu bilmem. Bir hafta içinde boşaltınız boşaltınız. Yoksa koyarım kapının önüne. Öyle değil mi Kadirciğim.
Kadir: Noterden ihtarname çektik. Yarın elinizde olur.
Canan: Hadi gidelim. Yürü kızım. 1 dakika daha duramam burada.
Ceren: İyi günler.
Canan: Saçmalama ne iyi günleri?
Canan, Ceren ve Kadir çıkarlar.
Ayten: Gel anne otur, tansiyonun çıkacak şimdi.
Saadet: Vay başıma gelenler. Gördünüz mü a dostlar, başımıza neler geldi neler?
Cevriye: Yazıklar olsun Sadık efendiye.
Nezaket: Ben hep dedim zaten, bu Sadık’ta bir işler var diye.
Hilmiye: Sadık beyden de hiç beklemezdim valla.
Hamiyet: Karaman’ın koyunu ölünce çıkar oyunu.
Fikriye: Bir şeye de benzese bari.
Orhan: Hanımlar çayları tazeleyim mi?
Gülten: Orhan Allah senin de cezanı versin.
Saadet: Sadık Sadık Allah cezanı versin Sadık. Boyun devrilsin Sadık. Cehennem çukurlarında kaynayasın Sadık. Ay fena oluyorum ben. Tansiyonum çıkıyor, elim ayağım tutmuyor. Kalbim sıkışıyor. Ay çok fenayım, kızlar ben de gidiyorum galiba. Sadık bekle beni yanına geliyorum Sadıkkkk.